Photoshop Tips - Create a Vignette Effect photo photo Komik Anlar Örümcek ağacı!    Amber palace, jaipur golden palace, bangkok grand palace, bangkok Floating market, Bangkok Nepali smiles, kathmandu travel Budhist prayer tomb, Tibet travel A view of Kathmandu, nepal travel Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleriWillow tree with trunk and leaves Two tiny snails on a brick wall Two snail's having sexual intercourse. two dead birds in road wpe935f662.jpg Leewardside.jpg Teasle.jpg Tracks.jpg Gutterpress!.jpg RHdownabit!.jpg Image:Petermann_Island.jpg Image:Antarctica  Seattle to McMurdo.jpg Image:Antarctica Trip 2001 cold.jpg Image:Antarctica Trip 2001 archway.jpg TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı  TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı      İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri  Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri News image Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Rüyaları gerçeğe dönüştü-resimleri         
RECEP AYDIN YORUMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RECEP AYDIN YORUMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2017 Cumartesi

Korku üzerine egemenlik kurulamaz.


Emperyalist güçlerin tasmalı uşağı, FETÖ/PDY terör örgütünün devletin her kademesine sızdıkları ve daha birçok kripto Fetocunun hala devletin içinde oldukları, bunun da Fetö ile mücadeleyi geciktirdiği su götürmez bir gerçek.
Bunu daha iyi anlayabilmek için gelin isterseniz 1996'lı yıllara gidelim:
'Apo Kahpesinin' Suriye'de konuşlanıp pkk'yı buradan yönettiği yıllarda dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Sönmez Köksal'a verdiği talimatla "Sizden Apo'nun kellesini istiyorum." dediğinde, Operasyonun sorumluluğunu; MİT'in o dönemde kontr-terörizm merkezi yöneticisi Mehmet Eymür üstlendi.
Operasyonun kod ismi Mercedes'ti. Bu gibi operasyonlarda acımasızlığı ile bilinen Yeşil'e, bu operasyon çerçevesinde MİT'ten belli bir ödenek de bağlandı ve harekete geçmesi istendi.
Tarih, 6 Mayıs 1996'ydı. Start verildi.
Apo, çiftlik evinin içindeydi. Uzaktan kumanda aleti çalıştırıldı.
Büyük bir infilak meydana geldi. Patlamanın sesi Şam'ın her semtinden duyuldu. Minibüsün olduğu noktada patlamanın etkisiyle dev bir çukur açıldı.
Ama patlama ne yazık ki bir işe yaramadı! Apo suikastten sağ olarak kurtulmuş, ancak kendisini ortadan kaldırmak isteyen Ankara'nın, evinin dibine kadar sokulabileceğini de anlamıştı!
Yeşil'in Apo'ya düzenleyeceği ikinci saldırı Bekaa Vadisi'nde gerçekleştirilecekti. Şam'dan geriye kalan zamanlarını Bekaa Vadisi'nde geçiren Apo, örgütün kuruluş yıldönümünde konuşma yaparken ortadan kaldırılacaktı. Ama o gün Apo itine gizli bir el(Yalçın Küçük kullanılarak) haber uçurmuş, Bekaa'ya gelmekte olan Apo'da aniden geri dönerek mutlak bir ölümden kurtulmuştu.
Bakınız Vatandaşa; Emniyet ve valiliğe değil de, direkt İçişleri Bakanlığına bağlı güvenilir makamlar oluşturulsa, bir çok terör örgütleriyle mücadelede daha iyi sonuçlar alınacağından eminim...
"İhbarda bulunanların isimleri, kesinlikle gizli tutulur ve açıklanmaz. " denir ama, ya tıpkı Öcalan olayında olduğu gibi,ihbarda bulunduğunuz makamların içinde mesela Fetöcü varsa...
Bu gibi şüpheler nedeniyle İhbar Etsem Başıma Bir İş Gelir mi, korkusu vatandaşın elini-kolunu bağlamaktadır.
Toplum yazarları ve gazetecileri bir çok makamda sözü dinlenen, hatta bazı makamlara baskı oluşturarak istediğini yaptırabilecek güç ve kabiliyete sahip olduğunu sanır. Ama durum hiçte öyle değildir. İddianız ne kadar güçlü olursa olsun Sadece yazdıklarınızla sesiniz duyulur veya handa beygir yellenmesi gibi kaybolur gider.
Okurlarımla aram çok iyidir. Benim onlara, onların da bana güveni tamdır.
Geçende güvenilir bir okurumdan kuvvetli bir bilgi aldım.
Okurumun Cumhurbaşkanımız ile görüşmesini sağlamam gerekiyordu. Ama ben böyle bir ortamı sağlayacak imkana sahip değildim. Hemen Cumhurbaşkanlığının 0 (312) 525 55 55 nolu telefonunu aradım ama ihbarı yapacak arkadaşımın bazı çekinceleri olduğunu ve bildiklerini herkesle paylaşamayacağını söyledikten sonra, konuştuğum kişinin gayet laubali bir şekilde "Sizi şuraya bağlıyorum" demeden, ön adı Mevlüt olan ve basın danışmanı olan bir başka kişiye bağladı.
Neyse anılan kişinin okurumla telefonda görüşmesini sağladığımda Mevlüt bey arkadaşımı ciddiye dahi almadı.
Okurumun "Güvenebileceği kişilerle irtibata geçebileceğini defalarca söylememe rağmen hemen sonraki gün Mevlüt beyin .......İlinin terörle mücadele birimini devreye sokarak olayı daha da bir çıkmaza soktuğunu söylemeden geçemeyeceğim!
Yaşadığımız bu olaydan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın çok zor durumda olduğuna bir kez daha kani oldum...
Ne yazık ki, "Bir hengâme sarmış ülkemi" belirsizlikler içinde yuvarlanıp gidiyoruz...
Ne gül kalmış ne de bülbülün dili.
Çevrede görülen her şey insanı yaralayabiliyor, insanı küçültebiliyor.
Bir şeyi görmekle, yalnızca görmekle, bir parçanı kaybediyorsun sanki.
Çoğu kez, bakmanın tehlikeli olabileceğini seziyor, yaşananlardan gözlerini kaçırmak, hatta sımsıkı yummak eğilimini gösteriyorsun. gözünün önünde yaşananlar kolayca içinden sıyrılabileceğin, kendinden ayrı tutabileceğin bir şey değil.
Ülken söz konusu olduğunda vicdan korkuyu tuşa getiriyor ama, ya çaresizlik!
Hani rüyada bir tehlikeyle karşılaştığınızda bağırdığınız halde sesinizi duyuramamak gibi, elini-kolunu bağlıyor bazen yaşadıklar insanın...
Herkese dünyevi endişelerden uzak, sağlık mutluluk ve huzur dolu günler diliyorum.

25 Mart 2014 Salı

AĞZI BEDDUALI İLAHİYATÇI!


Paralel devletin oluşturulmasında adamlar öyle kadrolaşmışlar ki, hangi hamleyi yaparsan yap, işin içinden çıkamıyorsunuz.
Allah'ım ne günlere kaldık; din adamı kılığında tv, radyo, gazete, sosyal medya ve diğer yayın organlarında dinden geçinen o kadar çok sahtekar var ki, insan ister istemez ülkemizin geleceği açısından endişeye kapılıyor!.
Bugün size yaşadığım bir olayı aktarayım isterseniz:
Gıyasettin Bingöl. 
Bingöl Bursamızın İlahiyatçı kimliğiyle yakından tanınan bir ismi. Kendisi aynı zamanda Fethullah Gülen'in himayesinde dershanecilikte yapıyor. Eh Gülen Cemaati AK Partiyle hasım oldu ya, oda hemen safını değiştirerek, bir numaralı AK Parti düşmanı kesildi! 
Bundan sonra AK Parti kadrosu denizin üstünde yürüse; yüzme bilmiyor diye eleştirecekler! 
Konu malum; Egemen Bağış, boş bulunup Bakara Suresine atfen "Takara makara" demiş. Böyle demekle de büyük ayıp etmiş... 
Keşke demeseydi. Haaa toplumdan özür dilemelimiydi? 
Bence buna gerek yok. Yüce Allah'tan af dileyip tövbekar olsun yeter... 
Bay Bingöl bunu sosyal medyada diline dolamış, Egemen Bağış'a lanet yağdırıyor.
İlk Olarak onun satırlarını okuyalım. Sonra da benim kendisine cevabımı. Takdir sizlerin!
Birde tüm okurlarımdan ricam: Ne olur saygı gösterdiğiniz kişilere dikkat edin. 
Kimseye hakkettiğinden daha fazla saygı göstermeyin...
İŞTE GIYASETTİN BİNGÖL'ÜN KISA YAZISI
"Eğer Egemen Bağış takara,makara demişse ve doğruysa onu lânetliyorum.Metehan da özür dilediği için kutluyorum.Egemenin Amerika'da olan geçmişini biliyorum... "

İfadesine karşılık aşağıda yaptığım yorumu Facebook'taki sayfasından kaldırmıştır. madem ki ilahiyatçı kılığında dolaşıyor, bu kimliğinle de toplumdan itibar görüyorsun, ya sözünün arkasında durmalı ya da çıkıp lanet okuduğu için özür dilemeliydi. 
Hani derler ya "İmam o......sa, cemaat sı..r" 
Kendisini hatasını düzeltmediği için kınıyorum.
İŞTE SAYFASINDAN KALDIRDIĞI BANA AİT YORUM
"Egemenin Amerika'da olan geçmişini biliyorum." deyip, her tarafa çekilecek bir anlamla, sonunu getirmediğiniz o cümleyi ortada bırakmayı size yakıştıramadım, Gıyasettin bey. ABD'deki geçmişiyle ilgili ne biliyorsan o cümlenin ardından ya söylemeli, ya da böyle bir forumda hiç ortaya atmamalıydın.
Şimdi ben çıksam " Gıyasettin Bingöl'ün Mısır'da okurken ne fırıldaklar çevirdiğini biliyorum" desem, sizde bunu okuma imkanı bulamayıp kendini savunamazsanız yakışık alır mı...
Lanetliyorum gibi ağır bir ifade kullanınca, sizin "Bedduacı Gülen'den" ne farkınız kaldı Allah aşkına!
"insan beşer kuldur şaşar. Hata yapmakla maluldür." Egemen Bağış'ta bir insandır. Hatalarının yanında ülkesine büyük hizmetleri dokunmuştur. 
Haaa "takara,makara" demişse hata etmiş. Burada yapılması gereken onu lanetlemek yerine, büyük hata yaptığını söylemek olmalıydı.Ayrıca kendisinden "Egemen" diye ismiyle bahsettiğinize göre, hatasını bildirecek kadar da arkadaşlığınız var sanırım...
Geçmişte mürşitler hata yapmadı mı? Şimdi onları lanetleyecek-miyiz? 
Hiçbir insan hatasız değildir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Dolayısıyla şaşırıp yanlışlık yapması da kaçınılmazdır. Bu bakımdan dalgınlıkla, şaşkınlıkla yapılan hatalara, onun o konudaki cehline verip, hoşgörüyle bakılmalıdır.
papa'ya gidip "sizin hizmetlerinizin bir parçası olmak istiyorum" diyen bir gülen mi, laneti daha fazla haketmiştir, yoksa egemen bağış mı! bu mantıkla gidecek olursak, bu ülkede lanetlenecek o kadar çok insan var ki!
Risale-i Nur hüccetleri, bu burhan-ı yakîni kısmında üstad;
"Hatta benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz." diyerek insanların bilmeden büyük hatalar yapabileceğini söylemiştir.
İnsanı Olgunlaştıran Yaşı Değil, Yaşadıklarıdır..! Hepimiz hata yapa yapa, yapılmaması gereken hataları öğrendik. 
biz ne zaman ki kendimizden geçip başkasını yargılamaya başlasak, kendi günahlarımızı unutup onları kötü addettik insanlar değişir, bir zamanlar kötü olanlar bir zaman sonra iyi olabilirler. karar verecek olan biz değiliz.
İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir...
Sürç'i lisan et-timse affola. Kalın sağlıcakla.

3 Mart 2014 Pazartesi

TÜRKİYE KİME BATIYOR!.


Ülke tarihimiz kontrol edemediğimiz karanlık olaylarla doludur.
27 Mayıs Darbesi'nden tutun da,
Dokuz Subay Olayı,
22 Şubat 1962 Ayaklanması,
20 Mayıs 1963 Ayaklanması,
20 Mayıs 1969 Darbe Teşebbüsü,
9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü,
12 Mart Muhtırası,
12 Eylül Darbesi,
28 Şubat Süreci,
27 Nisan e-muhtırası,
Poyrazköy davası,
Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe planları,
Balyoz darbe planından, irticayla mücadele eylem planına kadar, ülkemin geleceğini karartan birçok olayın, her Türk vatandaşı gibi; hem ekonomik, hem sosyal, hemde sosyolojik sonuçlarını acı bir biçimde hep beraber ödedik. 
Hala da ödemeye devam ediyoruz...
Gerçeklere ulaşmak kolay olmayabiliyor ama, üzerine kalın bir sis bulutu çekilmek istenmesine rağmen yine de, gizlenenler zamanla ortaya çıkıyor...
Fakat iki olay var ki, bunlar gizemini hep korudu! 
Biri 1995'te dönemin başbakanı Mesut Yılmaz Almanya dönüşünde gizlice Macaristan'da kumarhaneye uğramış, burada da bir Türk tarafından yumruklu saldırıya maruz kalmıştı. O günlerde ülkemizin itibarını beş paralık eden, hakkında çeşitli haberler yapılmasına rağmen Türk halkı bu olayın asıl nedenini öğrenemedi...
Mesut Yılmaz o kumarhanede ne arıyordu. 
Almanya dönüşü Macaristan'a uğrayacağını neden Macar makamlarına dahi bildirmemişti?
Bir diğer olayda terörist başı Öcalan'ı Kenya'da teslim edenler, bunun karşılığında Fethullah Gülen'i takas olarak istedikleri iddiası. 
Bu iddia yıllardır konuşulmasına rağmen, muhataplarından bir kişi çıkıp-ta yalanlama yoluna gitmedi!. 
Öyle ya, 28 Şubat Darbesini yapan hainlerle arası çok iyi olmasına rağmen,Gülen ABD'ye neden kaçsın?
Bu takasın asıl amacı neydi ve neden yapıldı? 
Dönemin başbakanı Ecevit ve karısı Rahşan, neden birdenbire  Fethullah Gülen aşığı oldular!
Bu aşk Gülen'den "Şefaat hakkım olsa, Ecevit'e şefaat ederim" diyerek karşılık görmüştü! 
Daha da önemlisi Rahşan hanım,bugün bile hala Gülen'e neden övgüler yağdırıyor!. 
O zamanlar Gülen Cemaatinin siyasette sağ kolu olduğu söylenen Hüsamettin Özkan neden hala çıkıp konuşmuyor?
1999 Genel Seçimlerinde DSP ve cemaat anlaşmış, cemaate mensup 7 milletvekili DSP'de siyasete girmiştir.
Kısaca cemaat aktif siyasete DSP döneminde başlamıştır.
Bu gerçekler neden halktan gizleniyor anlamıyorum!
Şimdi de Cemaatin BBP ile anlaşmaya çalıştığı ve konuda gizli pazarlıkların yapıldığı söyleniyor. 
BBP'nin siyasi rotasındaki değişiklik, bu iddiaların doğruluğunu ortaya koyuyor.
Bu millet sırtına saplanan hançeri tutan ellerin farkına geçte olsa varıyor. 
17 Aralık Darbe teşebbüsü ülkemizde operasyon yapmak isteyen dış güçlerin,tertipledikleri olayların kalbidir.  
Cemaat de-CHP'de, bu kirli operasyonun bir parçasıdır.
Sayın başbakan Erdoğan;ülkemizin geleceğini yarına en güzel şekilde emanet etmek için, zor dönmlerde "şapgasını gapıp kaçmayarak!" akıl-almaz bir fedakarlık, sabır ve cesaret örneği sergilemektedir.
Ne olur aklımızı elimizde tutalım. 
Sayın Erdoğan ülkemizi dünyada güvenilir ülkeler haline getiren projelerinden vazgeçsin, Vallahi dünya kendisi il uğraşmaktan hemen vazgeçer!. 
Aslı astarı olmayan yolsuzluk iddialarının bu kadar çok ortaya atılmasının nedeni de, anılan projeleri önleme çabasından başka bir-şey değildir!.
Toplumsal algıyı başkalaştırmak için planlanmış iddialardır bunlar.
Hakikat'ı boğarak susturmaya çalışıyorlar...
Kemalistlere göre Türkiye batıyor!
Ülkücülere göre Türkiye batıyor!
Cemaate göre Türkiye batıyor!
CIA'ya, Mossad'a göre Türkiye batıyor!
Evet gelişen ve hızla değişen Türkiye, açık ve net bir biçimde bu hainlere batıyor... 

Kalın Sağlıcakla...

6 Şubat 2014 Perşembe

HALKIN GÖZÜNÜ BOYAYAMAZSINIZ


Türkiye'de AK PARTİ'yi değiştirmek için siyasi ve ekonomik bir sebep yok.
Üstelik AK PARTİ'nin sağında solunda projeleriyle siyaset yapan, siyasi partide yok!
Bugün hangi araştırma şirketi yaparsa yapsın, halkın Yüzde elliden fazlası "Erdoğan ve Ak Parti" diyor. Kısaca Sayın Erdoğan'ı demokratik yoldan gönderemeyeceklerini elbette ki biliyorlar...
17 Aralık operasyonu, "Halk tarafından seçilmiş  sivil insanlarla", Türkiye'nin üzerinde gizli emelleri olan dış güçlerin çatışmasıdır... Cemaat-memaat bunlar, hepsi malum odakların maşasıdır...
Cemaat, toplumsal algıyı değiştirmek için ortaya sürülmüş şer odaklarının piyonudur.
Onlar kurmaca dünyanın ipliğinde bir koza bile değildir!
Sayın Erdoğan yarın çıkıp bir balkon konuşması yaparak; bütün projelerini durdurup, vazgeçtiğini ilan etsin, "Vallahi" ortalık güllük ve gülistanlık olur!. Hele-helede "Ben one-minute" diyerek "İsrail'e haksızlık etmişim!" desin, tüm Avrupa ve ABD tarafından "Kahraman" ilan edilir!
Acı ama gerçek bu!
Eskiden "Ülkeler nasıl işgal ediliyor?" diye konuşuyorduk, şimdi ülkemiz "Şer güçlerin, yerli uşakları" tarafından, siyaset yoluyla işgal edilmeye çalışılıyor...
Demokrasinin fişini çekmek isteyen alçakları bilmeden, bu ülkede siyaseti koruyamazsınız.
Haaaa bu alçakları bilmek için illaki müneccim olmaya da gerek yok! Onları eylemlerinden ve söylemlerinden kolayca tanıyabilirsiniz!
Olimpiyatları kaybederiz; kına yakarlar!
Marmaray çöksün diye dua ederler...
Yol yaparız,karşı çıkarlar.
Köprü yaparız, her-yeri ateşe verirler!
Kanal yapmak isteriz, çevreci olurlar!
Havalimanı yaparız, olmaz diye yaygara ederler!
İMF'yi yollarız, batıyoruz diye figan ederler!
Paramız değerlenir, bela okurlar!
"Bismillah" deriz, yobaz derler!
Dua ederiz, alay ederler!
Yetime, garibe, gurabaya sahip çıkarız, size ne derler!
Terör biter, o zaman da, işbirlikçi derler!
Fakiri doyurursun, makarnacı derler!
Yoksul ısınır, kömürcü derler!
Seçim kazanırız, hileci derler!
Hakikati boğarak susturamazsınız...
Halkın gözünü boyayamazsınız. Özellikle konu vatan olduğunda...
"Bazı Kişiler Vardır ki, Onlara Alçak Bile Diyemem. Çünkü Alçaklık Bir Seviyedir, Onlar Çukurdur ..!"
İşte bu kişiler dış güçlerden liyakat alabilmek için, çukurlaşmakta bir beis görmezler!
Ne diyeyim?
Bazılarını rütbe ve nişan yükseltir; bazılarını da rütbe ve nişan çukurlaştırır.
İnsan yüceliğinin bir sınırı vardır ama, çukurlaşmaya bir sınır çizilemez.
Allah'ım; ne olur, hainlere, ülkemizin üzerinde operasyon yapmak isteyen şer güçlere fırsat verme.
Yarab'bim, vatanımızı  cemaat lideri kılığına girmiş Yahudi uşaklarının tuzaklarından koru.
Allah'ım "Din adına" bu zibidilere hizmet eden Müslüman kardeşlerimizin, onların gerçek yüzünü ve asıl niyetini görmelerine vesile ol. Onların uyanmalarına yardım et. Amiiiiin

9 Ocak 2014 Perşembe

AHLAKSIZ İNSAN; ÜRYANA BENZER!

Bazen itibarınızdan fazlasını kaybedersiniz...
Rüşvetçi savcı "Yurt-dışına 22 kez çıktığıma dair belge göstersinler, istifa ederim" demiş.
Yargının içine düştüğü şu hale bakar mısınız!. 
"Be rezil adam; sponsorluğunu Ali Ağaoğlu'nun yaptığı, Dubai tatiline gittin mi,gitmedin mi?" ‘Sonsuzluk Havuzu’ ve Osmanlı Spa’sıyla meşhur otelde, odaya yemek, mini bar, havalimanı VIP gold karşılama, çöl safarisi ve akşam yemeği ile büfe harcamalarından oluşan 77 bin lira parayı Dubai'de "Ali Ağaoğlu'na  harcattın mı-harcatmadın mı?" Önemli olan bu. "O pantolonuna sığmayan(!) işkembeyi ve popoyu" Dubai'de ağaların parasıyla mı büyüttün? 
Sana sorulan bu!

Savcı Öz'ün kendi cebinden 4150 dolar ödeyerek yaptığını iddia ettiği Dubai tatili uçak biletinin fiyatı bile bir servet değerinde. Bay savcı, paranın Ali Ağaoğlu tarafından ödendiğini yalanladığı tatil için "otelden sadece bir öğün aldıklarını, diğer yemekleri dışarıda ucuz mekanlarda yedikleri" açıklamasını yapmıştı. 
Yemek için ekonomik çözüm aradığını söyleyen anılan savcının Business Class uçtuğu Dubai tatilinin gidiş-dönüş bir kişilik bilet fiyatı ise 8 bin 419 TL tutuyor. Savcı yanında eşi ve çocuklarıyla gittiği tatilin uçak biletlerini de cebinden ödediğini iddia etmiş ve bu konudaki belgeleri sunacağını basına açıklamıştı.
Peki sonuç! 
Üç gün gecikmeli ve HSYK'dan özel izin alarak 'sponsorlu Dubai tatili' haberlerine ilişkin yaptığını söylediği açıklamada belge sunabildi mi? 
Ne yazık ki belge melge yok!  
'İddialara göre üç kişi, geçmişe dönük fatura bulmak için Dubaide bir hayli çaba harcamış, ama bu çabalar karşılıksız kalmıştı. Bay savcıda bunun üzerine dün hiçbir belgesi olmayan yazılı açıklamayla iddiaları yalanmak zorunda kaldı. 
Bay savcının birbirinden tutarsız iddialarla yaptığı açıklama ise "Ali Ağaoğlu kesesinden Dubai Tatili iddialarının" doğruluğunu bir kez daha ortaya koydu!. 
Bay savcıda bunu fark etmiş olmalı ki, hemen "En iyi savunma hücumdur" stratejisiyle hareket ederek; Başbakan Erdoğan tarafından tehdit edildiği imasını ortaya koyan entrikalarla dolu üç sayfalık yazılı bir açıklama yapmaz mı! 
Bay savcı açıklamasında şu ifadelere yer verdi; 
''Başbakan Erdoğan bana yüksek yargıdan iki kişi gönderdi. Gönderdiği kişilerle Bursa'da bir otelde görüştüm. Beni uyardılar. Başbakan'dan özür dileyen bir mektup yazmamı istediler. Eğer bu soruşturmaları sonlandırmazsam zarar göreceğimi söylediler. Sayın Başbakan'ın bana çok kızgın olduğunu, hakkımda ağır laflar ettiğini, bir mektup yazarak kendisinden özür dilemem gerektiğini, hükümete yönelik soruşturmaların derhal durdurulmasını, aksi takdirde zarar göreceğimi ve bunun sonuçlarının benim için ağır olacağını, emniyete neden gittiğimi, bunun herkesi çok kızdırdığını söylediler." dedi. 
Bay savcı aklı sıra, ahlaki açıdan normal olmayan iddialarda bulunarak,kontrolü eline alıp, "Sponsorlu Dubai Tatilinin" üzerini örtecek! Oysa bazı iddialar vardır ki, hiç unutulmaz!. 
Siz kem-küm edip,ortaya konan belgeleri çürütemezseniz, kişiliğiniz iyot gibi meydana çıkıverir! 
Bay savcıya içine düştüğü çamur deryasında, iyi oyalanmalar diliyorum!. 
Bu gibi savcıların, yargının içinde bulunması, benim ülkem adına duyduğum çok büyük bir utançtır. 
Defolu insanları ""Devlet Kurumları" içinden temizlemenin çok zor olduğunu biliyorum. 
Ancak temizliğe de başlamak şart. 
Ülkemizde son zamanlarda yaşananlar, Türkiye'de adaletin bittiğini haykırıyor...
Adaletine güvenilmeyen bir toplumun gün gelir çivisi çıkar.
Yargıda güvenilirliği  sağlamadan  devletin hiçbir kademesinde bağımsızlığı sağlayamayız. 
Hukukun namusunu koruyamazsanız, namussuzlar-la birlikte yaşamak zorunda kalırsınız. 
"Tek derdi adalet olan ülkelerin, dünya kadar derdi olur"

Kalın Sağlıcakla

  

1 Ocak 2014 Çarşamba

HESAP VERMEYEN YARGI FELAKETTİR.

Derin operasyonun mimarı Başsavcı-vekili Zekeriya Öz'ün, defalarca Fatih Belediyesi’ne giderek iş takibi yaptığı öğrenildi. Öz’ün usulsüz inşaat yapan Victory Hotel’e cezai işlem uygulanmaması için tehditkar ifadelerle baskı yaptığı ancak bir sonuç alamadığı anlaşıldı. 
 Bir çok kez belediyeye gelen Öz’ün, zaman zaman da buradaki görevlilere hukuk-dışı  isteği yapılmadığı takdirde onlara sıkıntı yaşatacağını söylemesi, anılan savcının, Fatih Belediyesi personelinin gözaltıyla sonuçlanan operasyona dahil edilmesi nedeninin açık göstergesidir.
Fatih Belediyesi Başkanı Mustafa Demir’in ise, baskısını artıran Savcı Öz ile görüşmeyi dahi kabul etmediği anlaşıldı.
Peki bütün bunlar dedikodudan mı ibaret? 
Ne yazık ki Başkan Demir’i operasyona dahil eden kaçak tadilata ilişkin yazışmaları, STAR Gazetesi boy-boy yayınladı. 
Belgelerde; Fatih Belediyesi’nin en başından itibaren imar ve belediyecilik kanunlarına uygun olarak işlemler gerçekleştirdiği açıkça görülüyor. Görülüyor-görülmesine de, sayın başkanın, bay Öz'e boyun eğmemesi "Derin Operasyonda" hiçbir insanın ömründe yaşamak istemeyeceği, olayları yaşamasına neden oldu.
Peki bu savcının vukuatı sadece bu kadar mı? Ne yazık ki değil.
Zekeriya Öz’ün Fatih Belediyesi’nden ricacı olduğu bir başka yerin ise Kennedy Caddesi Samatya’daki büfe ve WC olarak kullanılan bin metrekarelik alan olduğu öğrenildi. Öz’ün kamu alanını kapatan Rumeli Cafe için de işlem yapılmamasını istediği bildirildi. 
Bütün olan bitenden anlaşılıyor ki, anılan savcı, makamını ve konumunu kullanarak, Görevine girmeyen ve yetkili olmadığı birden fazla işi zorla yaptırmanın yollarını aramış!. 
Bay savcı bütün bunları babasının hayrına mı yapmış? Orasını bilmiyoruz! Ama bildiğimiz bir şey var ki, kanunsuzluğu takiple görevli beyimizin, iş-takibinde bir hayli cüretkar olduğu anlaşılıyor! 
Bence Zekeriya Öz'ün servetinin aldığı maaşla orantılı olup-olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Kamuoyu bu gündemle sarsılmış, yargıdaki "Kokuşmuşluk ve çürümüşlüğü" tartışırken, bu defa da, eski Adalet Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, Yargıtay’da bir yargıcın, bir dosya hakkında nasıl karar vermesi gerektiğini Pensilvanya’ya sorduğunu açıklaması gündeme bomba gibi düştü. 
Şahin’in bu inanılmaz açıklaması sosyal medyada en çok konuşulan konular arasına girdi.
Yine Hükümeti hedef alan operasyonun ikinci ayağını başlatmak isterken, soruşturma dosyası elinden alınan Savcı Muammer Akkaş'ın HSYK'dan aldığı talimatla, yasalarda suç olmasına rağmen adliye önünde bildiri dağıttığı ortaya çıktı.
"Bilinmeyen aslında bilinendir. O sadece bizim aklımızda olmayandır"
Ülkemizde derin kaosa neden olan yukarıdaki yaşadıklarımızdan bir anlam çıkartmalıyız. Bütün olan biteni unutup hafızamızdan silersek, gelecekte bunları yeniden yaşamak zorunda kalırız.
Hükümete yönelik 17 Aralık operasyonlarının ülkeye maliyetinin 120 milyar dolar olduğunu sayın Erdoğan, Manisa konuşmasında açıkladı. 
Şimdi o alçakça operasyonu yapan hainlere soruyorum:
Yazık değil mi, ülkemize? Bunca ihaneti nasıl yaparsınız. Böyle bir kampanyayı nasıl başlatırsınız? 
Bu bir çete olayıdır, bu bir örgüt olayıdır. İşin en acı tarafı da, anılan savcılar ve ilgili kurumlar da, bu örgütün bir parçasıdır!.
Hangi yasayı yaparsanız yapın, yasalar canlı varlıklar değil ki!. 
Devlet içerisinde çeteleşmeyi önleyemediğiniz zaman, sivil irade olarak işiniz zor demektir. 
Halkın size verdiği yetkiyi kullanabilmek için, ya yılanın başını her daim okşayacak, onların kanunsuz isteklerine boyun eğeceksiniz, ya da lamı-cimi yok gerekli tedbirleri geciktirmeden alacaksınız.
Bakınız; hiiiiç kendimizi aldatmayalım. Türkiye bir demokratik cumhuriyet değil, bürokratik cumhuriyettir. 
Bu ülkede istediğiniz seçilmişten hesap sorabilirsiniz ama, bir savcıdan veya hakimden hesap soramazsınız!. Siyasi iradeyi denetleyen birden çok kurum var ama, savcıları-hakimleri denetleyecek bir kurum yok. Onları,onlar istemedikçe emekli dahi edemezsiniz. Hatta trafikte suç işleseler,ceza da yazamazsınız. 
Bütün gelişmiş demokrasilerde sisteme işlerlik kazandırmak için konulan "Fren-Denge ilkesi" yargıçlarımıza ne yazık ki işlemiyor!
Bir savcı efendi, makamını farklı bir şekilde kullanıyor. Gizlilik kaydı olan evrakları yanına aldığı yandaş medya ile birlikte kullanarak birçok masum insana iftira atmak suretiyle bu ülkede onları günah keçisi haline getiriyor. 
Bu insanlar; yarın dava bittikten sonra tertemiz olsalar da toplumun içinde nasıl dolaşacaklar?
Efendim ama "Türk Ceza Kanunu, görevini kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis öngörüyor." dediğinizi duyar gibiyim. İyi güzel de bu kanun hakim ve savcılarımıza uygulanabiliyor mu? 
Ya da bugüne kadar uygulanmış bir örneği var mı? Yok... 
Uygulanamıyorsa, o kanunu atın çöpe gitsin!.
Zaten gerçekleri değil, hayal ürünlerini tartıştığımız için bugünlere geldik.
Türkiye'nin geleceğini iyi görürsek mutlu olabiliriz. 
Hukuksuzluğu ortadan kaldırmadan asla mutlu olamayız. 
Tam her şey iyi gidiyor, ekonomik ve sosyal göstergeler mükemmel derken, biri gelir yerli piyonlarını kullanarak, "Gezi Olaylarını" tertipler; 60 Milyar dolarınızı götürür. 
"Gezi olaylarını atlattık ortalık sakinleşti" derken,bu defa dış güçlerin piyonu bir savcı gelir 120 Milyar dolarımızın gitmesine neden olur...
Gezi olaylarında ekonomimize 60 Milyar dolarlık yara açanlardan, tutuklu olan var mı? Ne yazık ki yok!. 
Peki bize 120 Milyar dolar bedel ödeten, operasyonu yapanlardan hesap sorulur mu?
İşte bütün cevap, yargıdaki kokuşmuşluk ve laçkalıkta yatıyor.
Sayın Başbakan "Babamın oğlu olsa hesabını sorarız" diyor. 
Ben sayın başbakanı, toplumsal tahribata neden olan bu derin yapıyla baş-edebilecek güçte görüyorum. 
İnşallah bu iyi niyet çekirdeği sümbüllenir ve ağaç olur.
Hayatın ve ümidin uzağında yaşamamak için, bu ülkede kesinlikle yargının da hesap verilebilir hale getirilmesi lazım. Aksi halde başkalarının istismarı haline gelmekten kendimizi kurtarmamız mümkün değildir. 
Allah'ın himayesi ülkemizin üzerine olsun. Kalın sağlıcakla. 

26 Aralık 2013 Perşembe

Siyaset hizmetin yolunda olmalıdır.

Bu vatanın ekmeğini yeyip, suyunu içen iman ehli hiçbir Türk, kendi ülkesine, kardeşine, milletine, vatanına karşı bir duruş sergilemez. 
17 Aralıktaki operasyonda  olduğu gibi sergilerse bu durum vatana ihanet olarak nitelendirilir.
Vatana ihanet, kavramı kısaca ülkenin bütünlüğünü ve güvenliğini tehlikeye atmak ve ülkemizin menfaatlerinden ziyade,şer-güçlerin menfaatlerine hizmet etmek şeklinde tanımlanabilir. 
Vatana ihanet;bugün olduğu gibi, ulusun varlığına, saygınlığına karşı, planlı olarak eylem, söylem ve uygulama şeklinde olabilir. 
Ayrıca vatana ihanet, meşrû egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsamaktadır.
Bu devir her-şeyin insan menfaatlerine ayarlandığı bir devir...
Artık yoksulluk sınırının altında bir ülkede yaşamıyorsak eğer...İstediğimiz her-şey elimizin altında. Neye ihtiyaç duysak uzanıp alıyoruz. Neyi istesek kolayca ediniyoruz.
Bakmayın hep şikayet ettiğimize; yediğimiz önümüzde, yemediğimiz ardımızda. Maddiyatla sahip olunabilecek şeyler insanı mutlu etmeye yetecek olsaydı; tarih boyunca bu hedefe en yakın topluluk, inanın bizler olurduk. 
Ama bir türlü hak-ettiğimiz mutluluğu yakalayamadık! 
"Varlık içerisinde, darlık çektik adeta!" 
Bugüne kadar seçtiklerimizin bir çoğu ya Budapeşte'de kumar salonlarında vakit geçirdi(!), ya "Mason localarına" uşaklık etti, ya da darbecilere boyun eğdi! 
Kalpleri paslanmıştı. Halkı düşünen yoktu. 
Ortaya çıkan büyük bir yolsuzluktan sonra(İlksan), "Efendim bu kadar parayı neden verdiniz? Bak ülke büyük zarara uğradı" denince de "Verdimse ben verdim" diyebilecek kadar, "ar-damarı" çatlamış insanlarla yönetiliyorduk!
Bugün mevcut iktidarı devirmek için şer güçlerle işbirliği içen giren, "o günkü solak zihniyetin uzantıları ve yavru muhalefet", devri iktidarlarında(Anasol-Meee) döneminde hazineyi tamtakır bırakıp batırdıklarında, ABD ve İsrailli abilerinin gönderdiği Kemal Derviş'in boyunduruğu altına girmiş ve ona boyun eğmişlerdir. Bugün esip gürleyen, Bahçeli denilen zat, o günlerde Derviş tarafından nereye harcandığı belli olmayan 40 Milyar dolar borcun hesabını dahi sorabilecek cesaret gösterememiş, Kemal Derviş karşısında "Süt dökmüş" kedi gibi her türlü katakulliye boyun eğmiştir...
Pekiii "17 Aralık operasyonu" ile ne yapılmak isteniyor? 
Doğrusu bu ya, kısaca izah etmeye kalksak, geçmiş yeniden tekrarlanmaya çalışılıyor diyebiliriz...
Bugün demokrasi adına çok ciddi bir-gün. Demokrasiye her-zamankinden daha fazla sahip çıkılması gereken bir-gün.
"17 Aralık Operasyonu" ulusal bir operasyon değildir. 
Bizim baş-rolde gördüğümüz alçaklar, dış mahfillerin yerli uşaklarıdır.
Vatana hizmet adı altında örgütlenip,din ticareti yaparak sermayeye dönüşen ve dış mihraklara hizmet eden hainler var. 
Bu operasyonla birlikte, anılan zihniyetin kime ve hangi akla hizmet ettikleri açıkça ortaya çıkmıştır.
Bu olay apaçık ortaya koymuştur ki, "Derin Devlet" denilen ihanet yuvası, yok olmamış, aksine, daha da güçlenerek ortaya tekrar çıkmıştır.
Peki kim bunlar? Derin devletin içinde;Medya, bürokrasi,siyaset, sermaye ve  adına cemaat denilen,gruptan oluşan birleşik bir cephe var. Ve önemlisi bunları tasfiye etmek için, her zamandakinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var.
Bu ülkede huzur ve istikrar arayan herkesin "birlik,beraberlik ve kardeşliğe" katkıda bulunması gerekir. 
Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına bende inanıyorum. 
Türkiye "Derin Devlet" gerçeğiyle yüzleşmek ve mücadele etmek zorunda. Alçaklık tahmin ettiğimizden çok-çok büyük. Şimdilik yoğun sis nedeniyle bazı şeyleri fark-edemiyoruz. Ama birkaç güne kadar sis dağılacak, yapılan bütün kahpelikler ayan-beyan ortaya çıkacaktır.
Hükumetimiz ve sayın Başbakanımız ahlak sınırlarını aşmış tiplerle baş edecek güçtedir.
Ahlaki olmayan bu duruma seyirci kalarak,başbakanımızı şer odaklarıyla mücadelede yalnız bırakmak, ahlaksızlığa ortak olmaktır. 
Sadece Halkbank'a yapılan operasyon bile bütün olan-biteni anlayabilmemize yeterlidir. Çünkü bu operasyon İsrail denilen "yılan'ın istediği bir operasyondur. Bu operasyonu yapanlar da, Pensilvaya'dan beddua eden çatlak seste, İsrail'in taşeronudur. 
Bu Türkiyeyi itibarsızlaştırma operasyonudur. senaryonun içine "bakan çocukları",işadamları,devlet bankası,bürokratlar katılarak, Türkiyeyi boğazına kadar yolsuzluğa batmış bir ülke gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
Türkiye'nin etki alanı sınırlarımızın dışına taştıkça rakiplerimizin siyasi alanı daralmaya başladı. İşte İsrail güdümündeki batının buna tahammülü yok. Batı dünyası kesinlikle Türkiye'nin kuvvetli olmasını , ulusal ve uluslararası politikalarda söz sahibi olmasını istemiyor. Erdoğan ülkeyi milli çizgiye çektikçe bunlar bunun için, popolarına bir şey değmiş gibi hopluyorlar! 
Darbeciler,askerde, sivilde olsa en aşağılık insanlardır. Paralel bir devlet yapılanması oluşturarak, seçilmiş iktidara otorite kaybettirmek ise, darbecilikten bile daha büyük ihanettir. 
Şunu asla unutmamalıyız: Türkiye'de  siyaset yapan tek parti, "AK Partidir."  
Yeni ve demokratik bir  Türkiyeyi kuracak tek parti'de yine "AK Partidir". 
Ülkemizin huzur ortamında,yaşanır kılınması için, demokrasinin üzerindeki "Deli Gömleğini" çıkartacak tek siyasi güç yine "AK Partidir". AK Parti durduğu gün, inanın demokrasi de durur.
Muhalefete gelince:
Siyaset hizmetin yolunda olmalıdır. Ya katakullilerden vazgeçip değişime uyacaksınız, ya da her seçimde dersinizi alacaksınız!
Ülkemizin ve insanlarımızın, hak-ettiği güzel günleri görmesi dileğiyle. Hoşça Kalın.

17 Aralık 2013 Salı

Az kaz, uz kaz, kuyuyu kendi boyunca kaz.


Asılsız iddialarda bulunmanın şöyle bir kuralı vardır: "Öyle bir-şey söylemelisin ki, hiç olmadı birkaç makul insan "acaba mı?" diyebilsin...
Onun için siyaset küçük bir ayrıntıdır.
Yazar Ahmet Selim'in kaleminden yıllar önce okumuştum bu sözleri bir kitabında "Gülen Gerçeğini" araştırırken.
Evet Fethullah Gülen yıllar önce cemaatini kurarken holdinge dönüşeceğini tahmin ediyor-muydu bilmem ama bildiğim bir-şey var ki, Gülen bir yandan her geçen gün hedefini büyütürken, diğer yandan da bu hedefe ulaşmak için, her türlü ahlak kurallarını çiğnemekte ihtiraz(çekince) tanımıyor...
Millet oy verecek, bay Gülen'in harekatı iktidara ortak olacak!.
İktidar buna hayır dediğinde ise, utanmadan sıkılmadan ülke düşmanlarıyla birlikte mevcut iktidarı köşeye sıkıştırmanın yollarını arayacak!. İdris Bal'ın da, Hakan Şükür denilen zibidinin de istifası, Gülen'in parmaklarını şıklatmasıyla olmuştur. Başka istifa edecek tasması Gülen'in elinde olan vekiller var mı bilmiyorum.
Ancaaak Gülen'in iktidarı dize getirene kadar her türlü katakulliyi çevireceğinden adım gibi eminim.
Peki ne yapmalıyız? Mevcut duruma bakarak endişeye mi kapılmalıyız?
Hayır ama,öncelikle bu durumun sadece mevcut iktidarın sorunu olmayıp, hepimizin yani ülke sorunu olduğunun bilincine varılmalıdır. İzlenecek yol halka açıkça ifade edilmeli, Fethullah Gülen hareketinin asıl maksadının izahı, lafı eveleyip-gevelemeden dobra-dobra anlatılmalıdır.
Türkiye her geçen gün büyürken,bir yandan da dış politikada kendi rotasını kendisi çiziyor.
Vasat ülkeler liginden çıkıp büyük devlet olmaya karar vermiş, yetmemiş gibi bunu dünyaya haykırmış-san, başının belaya sokulması, rakiplerin için kabul edilir olmasa da anlaşılabilir bir durumdur.
Anlaşılmaz olan, bu belaların içindekilere yaptırılmasıdır.
İran'ın Batı ile anlaştığı gün, içimizden bazıları bu gelişmeyi "tehlikeli" bulmuştu.
Zira Batı'daki 7, Doğu'daki 37 milyar $'ı serbest kalacak İran'ın, büyümemize olumlu katkısı, onlara göre "tehlike" idi.
Daha hızlı büyüme, iç ve dış muhalefetin işine gelmiyordu.
Yalnızca Kuzey Irak'ta 2020'de yıllık 108 milyar $'lık petrol geliri, bölgesel güç olma projemize hizmet edecek unsurlardan biri... Enerji koridoru, kural koyucu ülke gibi tehlikeler (!) bir şekilde bertaraf edilmeliydi.
Yaşlanan ve yavaşlayan AB'nin Gümrük Birliği, vize ve üyelik süreci dâhil yaptıkları, büyük oyuncuya küçük çelmelerin ifadesi adeta... Şimdiye dek kurala uya gelmiş, büyük ihaleleri daima küresel oligarşiye ve yerli işbirlikçilerine vermiş Türkiye, bu defa farklı davranıyor, dinamik, yurtsever girişimcileri devreye alıyor.
Olacak şey mi?
İsrail güdümlü ABD'nin neocon'ları öteden beri halkın bankasının(Halk Bankası) petrol ve İran dahil, farklı alanlardaki faaliyetlerini, Türkiye için muhteşem olsa da kendileri için tehlikeli buluyorlardı.
Bakınız; ABD'den dönmemekte direnen Fethullah Gülen, Yahudiler ve Türkiye üzerinde gizli emelleri olan şer güçlerle işbirliği içindedir. Baykal'ın o rezil seks kasetinden tutun, da gezi olayları ve son iş-adamlarına yönelik operasyonun arkasında da tamamen "Gülen Hareketi"nin parmak izleri vardır...
Operasyonun teknik takibinin Bir yıldır yapıldığı söyleniyor.
Bunun anlamı olayı araştıran savcılar bir yıldır dosya biriktiriyor. Ve o kadar ilginç ki, "Tam yerine denk geldi, manzara koyduk!" der gibi yerel seçim rekabetinin hızlandığı bir dönemde tutuklamalar başlıyor!
Dosyanın içine de kilit noktadaki bakanların çocukları "Sos" olarak yerleştiriliyor!.
Ben bakan çocuklarının olayda nasıl kullanıldıklarının bilincinde olduklarını tahmin etmiyorum.
Elbetteki dava dosyası hazırlandığında, mevcut delillere bakarak çıplak gerçekleri hep birlikte göreceğiz.
Ne diyelim!
Cemaat şimdilik 1-0 önde ama "Zalimlerin bir hesabı varsa, Yüce Allah'ın da bir hesabı vardır. Zalimlerin hesabı şaşar ama Yüce Allah'ın hesabı asla şaşmaz"
'... Zalimlerin yaptığından Allah'ın habersiz olduğunu sanma; O, sadece onları (yaptıklarının cezasını), gözlerin dehşetten donup kalacağı güne erteliyor.' (İbrahim, 13/24)
Osmanlı döneminde ahlâk konusunda eser yazan mütefekkirlerden Süheylî de, insanların geçeceği yola eziyet verici diken koyanların, eninde sonunda bundan kendilerinin zarar göreceğini ve dikenlerin kendi ciğerlerine batacağını şu beyti ile ifâde eder:
'Her hârı cefâ kim dikersin yoluna halkın
Âhir ciğerin zahmına hançer olur ol hâr.' (Süheylî, II, 41)
Siyasetin iyice ısındığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde daha dikkatli olmak, yapılmak istenenleri anlamaya çalışmak, hepimiz için hem kulluk, hem de vatandaşlık görevidir. Bu ülkenin geleceğine ışık tutacak ve imar edecek haysiyetli insanlara hepimizin ihtiyacı var.
Değerleri kirletilmiş mazlum "İslam Alemi" siyonist akrebin kıskacında debelenirken, bizden de çok şey bekliyor.
Ne olur yanlış odaların peşine takılıp-ta, kıskaçlarını açmış, hazırda bekleyen o siyonist akrebe bizlerde yem olmayalım.
Cemaate gelince: "Tilki ne kadar çevik ise de, bir gün boğazı onu ele verir"
Tarihte güç ve kuvvetiyle meşhur Zâloğlu Rüstem geçmişten ibret almaları için zalimlere şöyle seslenir:
'Zaman, nice zalim insanlara ne yapmıştır? Ayaklarının altına bak da gör!...'

Kalın sağlıcakla.

3 Aralık 2013 Salı

Hizmet hareketi mi, Sermaye Gurubu mu?


Atalarımız; "zarfa değil, mazrufa bak" derken, zarfın önemi yok, önemli olan zarfın içindeki nesnedir demek istediğini, özellikle son günlerde yaşadığımız ve ülkede vatandaşın "Neler oluyor, kim ne yapmak istiyor?" sorularını değerlendirmemize önemli bir kılavuz olmalıdır.
Toplumun içinde alın-teri dökmeden iyi bir yer tutmuş ve kendilerine tanınan imtiyazlarla büyük bir sermaye hareketine dönüşmüş kişi ve kurumları dış görüşüne bakarak, olayları derinlemesine incelemeden değerlendirmeye kalkarsak, fevkalade yanılırız...
Ortada kiminin "Cemaat" kiminin de "Hizmet Hareketi" olarak adlandırdığı bir gurup var. 
Anılan gurubun; televizyonu, gazeteleri, okulları, dershaneleri, bankası, mülkleri var. Ve her biri para basan darphaneye dönüşmüş!
Bakınız; hangi hizmet hareketi veya cemaat olursa olsun, devletin ve kendisine iktisap eden insanların sağladığı imkanları kullanıp, servet yığmaya başlarsa, bu kurum "Hizmet hareketi" veya "Cemaat" olmaktan düşer, "Sermaye Gurubuna" dönüşür!.
İyi güzel de, bunun kime ne zararı var? diyebilirsiniz.
Zararı şurada: Bu gibi guruplar, kazançlarını tehdit altında hissettikleri an, dini hassasiyetleri kullanarak, hiç çekinmeden televizyon ve gazeteleri yoluyla, mevcut iktidarı baskı altına alabilirler... 
Nitekim alıyorlar da!
Dershaneler birer eğitim yuvası olmaktan çıkıp, para basan darphane gibi çalışıyor! 
Buna rağmen devlet; 
"Gelin elinizdeki kurulu düzeni bozmadan, 'Özel Okullara ve Açık Liselere' dönüşün, bizde size imkan sağlayalım. Yer verelim, arsa verelim. Ucuz kredi kullandıralım. Para kazanmanıza olanak sağlayacak ne varsa yerine getirelim" dese de beylerimiz hayır "istemezük" diyerek, "Eğitim Reformu" önüne kale gibi dikilmektedirler.
Bu durum birilerinin "Eğitim Reformunun şalterini kapaması" gibi bir-şey! 
Bu durumda eğitimde ilerleme kaydetmemiz mümkün mü?
Buradan Cemaat veya hizmet hareketi  adı altında faaliyet gösteren, lideri ABD'de bilmem kaç-yüz dönümlük kaşane içinde yaşayan malum zata seslenmek istiyorum: 
"Bir zamanlar senin çirkinliklerin de güzeldi. Şimdi ise güzelliklerin bile çirkin!." 
Bülent Ecevit'e, Çevik Bir'e, Patrik Bartholemaous'a, Papaya, Mesut Yılmaz'a, Demirel'e, Kemal Gürüz'e, Kemal Kılıçdaroğlu'na ve Mustafa Sarıgül'e gösterdiğin gayrimeşru muhabbetinin birazını-da ne olur bugünkü iktidara da göster de "Vuramayacağını açıkça görülen hedefe ateş etmekten vazgeç" Yoksa konumunu açık eder, bu defa kendin hedef haline gelirsin...
Dostlarım; her-şey bir temelden başlar. 
Sayın İktidar ile  Fethullah Gülen hareketi arasındaki kopukluğu uzun zamandır bir Sosyal-Bilimci olarak izliyorum. 
Sayın Erdoğan üzerinde, "Gölge İktidar" kurmaya çalışan Fethullah Gülen dış politikada sayın Erdoğan'dan farklı bir yol izlemesini istiyordu. 
Öyle ki, Başbakan Erdoğan'ın ‘’Benim İçin Davos Bitmiştir’’ Demesi ‘’One Minute’’ Olayı (2009) ve İsrail'le ilgili politik tutumu Gülen'i rahatsız etmiş, ve ABD yönetimine "Bu konuda Erdoğan gibi düşünmüyorum" dediği basında yer almıştı. 
Yine Mayıs 2010'da gerçekleşen ve İsrail komandolarının 9 kişiyi Şehid etmesiyle sonuçlanan Mavi-Marmara baskınına Fethullah Gülen kayıtsız kalmış bu tutumunda epey tepki toplamıştı.
Bunun yanında Hakan Fidan'ı linç etmek isteyenlere karşı Gülenciler suskun kalarak, Fidan'ı istemeyen,İsrail yandaşlarının değirmenine su taşımıştı...
Fethullah Gülen hakkında hafızalar, geçmişin kötü izleriyle dolu. Ve bu durum bizi Gülen Hareketini değerlendirirken, bizleri daha tedbirli olmaya zorluyor. 
Ne yazık ki Gülen Hareketinin genetik kodları hızla değişikliğe uğruyor ve daha da bozuluyor.
Sayın Erdoğan'a sesleniyorum:
Türkiye'nin yakasına bir "Kara-Büyü"gibi yapışan kötü izleri silmekteki başarıya bu kadar yaklaşmışken hataya yer olmaz. Başarı hikayesini yazarken, ne olur kalemini Gülen veya bir başkasının tutmasına izin verme.

Değerli okurlarım Kalın Sağlıcakla.

 









7 Kasım 2013 Perşembe

HER MEKAN IŞIKLA BOYUT KAZANIR


Türkiye gibi birbirinden bağımsız işlevleri, değerleri, nitelikleri olan ve tümünün bütünlüğü ahlaki değerleri  içeren bir ülkede siyaset yapanların, ahlaki normlara uymadan yaptıkları konuşmaların sonunda onların mehteran marşı gibi bir ileri, iki geri yerinde saymalarına ve önceden bulundukları konumun daha da gerisine düşmelerine neden olur...
Bay Kılıçdaroğlu gibi CHP'nin genetik kodlarının en belirgin kromozonlarını taşıyan, proje kabızı bir siyasetçi(!)  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ithafen, "Dolmabahçe'de oturup, Kadıköy'den gelen vapurlardaki kadınları dikizliyor" derse, ahlaki değerlere "Kuyumcu hassasiyeti gösteren" bu halk, kendisine bir müfteri kadar değer verir ve onu siyasetin yüz-karası olarak görür...
Evet "Dil küçüktür ama cürmü büyüktür".
Başkalarını tanımak akılcılıktır. Kendini tanımak gerçek bilgeliktir.
Edep ve ahlak güçtür. Siyasi rakibine saygılı davranmak ise, bir erdemdir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun; sayın Erdoğan'a sık sık gayri ahlaki cümlelerle saldırması bir aczi yetin göstergesidir!.
Bugüne kadar hiçbir proje ortaya koymadan, bütün siyasi paradigmasını sadece iftira-fitne ve sinkaflı küfürler üzerine oturtan bay Kılıçdaroğlu, Türk demokrasisi ve siyaseti için yüktür.
Bakınız; bay Kılıçdaroğlu iftira-fitne ve sinkaflı küfür siyaseti ile, siyasi mücadeleden kaçmakta, bu durumdan ise, yıllardır bir türlü rayına oturtamadığımız demokrasimiz ağır yaralar almaktadır...
"Siyasi Er Meydanında" kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Ancak kendinizi sevilecek bir insan yapmak için çabalayabilir-siniz.
Bugüne kadar, tevazu, anlayış, insanlık, dürüstlük, kibarlık ve fikir namusuna sahip olanlardan bu ülkenin hiçbir zarara uğradığını görmedik.
Ahlaki değerler gönüller yapan büyü gibidir.
Bu değerlerden uzaklaşan bay Kılıçdaroğlu gibi ağzı-bozuk siyasetçiler eninde sonunda zararlı çıkar.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, "Öğrencilerin kaldıkları evler, daireler veya pansiyonlara dair müracaatlar oldu. Değerlendirmeler yapıldı. Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın barındırılan ev veya dernek binası adı altında birçok yerde yapılan operasyonlarda, maalesef gençlerin bir arada bulundurulduğunu, onlara şiddete ilişkin eğitimler verildiğini, hatta silah ve bomba hazırlama eğitimleri verildiğini gördük. diye feryat ederken;
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, öğrenci evlerine yönelik bu çıkışa ilişkin olarak, “Gençlerin namus bekçiliğini yapmak ne zamandan beri siyasetçilerin işi oldu? Bu kafa bu ülkeyi yönetemez” dedi.
"Kötü huylu insan kırılmış saksı gibi gibidir" ne yazık ki bay Kılıçdaroğlu'da bunun en bariz örneğidir.
Şerre kapı açanlar ondan istifade etmenin yolunu ararlar.
Bay Kılıçdaroğlu ahlaki sorumluluğu terk-ettiği gibi, siyasi mesuliyetini de terk etmiştir.
Bay Kılıçdaroğlu'nun  güttüğü politikaların bir hizmet yarışı olmadığını  bu halk biliyor ve görüyor.
Ah birde Kılıçdaroğlu ve yandaşları görebilse!
Ey Kılıçdaroğlu, ey CHP "Eğer ormanda sağ kalmak istiyorsanız, su neredeyse oraya gideceksiniz"
Ahlak ve edep siyasetin namusudur. Ahlaksızlık kimseye itibar kazandırmaz.
Şunu asla unutmayın; küfür ve fitne siyaseti size sahip olduklarınızdan daha fazlasını kaybettiriyor..

Kalın Sağlıcakla.

12 Ekim 2013 Cumartesi

HAİNLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM



Yargıtayın merakla beklenen kararı açıklandı. Çetin Doğan başkanlığında toplanan ve SEMİNER olduğu  iddia edilen darbeci zihniyetli gruba ceza yağdı!
Olayın dışında kalıp bunlarla birlikte hareket ettiği söylenen askerler de hatırı sayılır cezalara çarptırıldı!
Kuvvet komutanlarından-binbaşıya kadar yelpaze geniş... 
Bundan sonra ceza alanların tamamının rütbeleri sökülecek ve hayatlarına nefer olarak devam edecekler!.
Duruşma salonuna önce Maltepe, Hasdal ve Hadımköy Askeri Cezaevi’nde bulunan tutuklu sanıklar geldi. Ardından da Silivri Cezaevi’nde bulunan sanıklar salona getirildi. 
Duruşma başlamadan önce sanık yakınları ve sanıklar sandalyelerin üzerine çıkarak, 28 Şubat duruşmasında olduğu gibi birbirlerine el sallayıp konuşmaya çalıştılar. 
Basına sızan bilgilere bakılırsa sanıklar ve yakınları zaman zaman Gençlik Marşı”, “10′uncu Yıl Marşı” ve “Harbiye Marşı”da okumuşlar.
Bir zamanlar adı geçen marşlar okunduğunda, akan sular duruyor, devletin altını oyan alçaklara bu marşlar hukuk karşısında ilaç oluyordu! 
Şeytan, insanlığın huzurunu yok edecek ne kadar kepazelik varsa bu hainlere yaptırıyordu! 
Bu alçaklar güruhu şeytana mesafe koyacakları yerde, Allah'a mesafe koyuyorlardı.
"Suç nedeni her-zaman, harika bir ikna edici faktördür". 
Peki "Balyoz Darbe Planını" yapan alçakları böyle bir suçu işlemeye teşvik eden sebep neydi? 
Ülke sevdası mı? Kesinlikle hayır!
1960 İhtilalini yaparak Rahmetli Menderes'i asanların, 1980 ihtilalini yaparak 1000'lerle ifade edilen gencimizin kanına girenlerin, 28 Şubat Darbesini yaparak mütedeyyin Müslümanlara kan kusturup 22 Tane bankamızı yağmalayanların, bu darbeleri yapmaktaki amaçları neyse, seminer olduğu iddia edilen "Balyoz Darbe Planını" yapanların gayesi de aynıydı.
O günlerde yürüyen tank varsa, karşısında durabilecek yürek lazımdı. 
İyi insanlar için, doğru şeyler yapabilecek siyasetçilere çok ihtiyaç vardı o günlerde.
Ve Yüce Allah Türk Halkına acıdı; "Yeter artık siz çok çektiniz!" deyip ,"Türk Halkını" siyasetçi kılığına girmiş şeytanlardan kurtararak, ülkemizin kaderini değiştirdi!
Siyasette doğru karar verebilme duygusu çok önemlidir. Doğru bir seçim her-şeyi değiştirir. 
Bir ülkenin kaderini değiştirebilmek için, sonuçları değil, başlangıçları değiştirmek gerekir. 
Siyasette güç elde edebilmenin en önemli yolu budur. 
Siz başlangıcı doğru yaparsanız, doğru sonuç elbetteki kendiliğinden gelecektir.
Türkiye yakın-tarihindeki bu karanlık geçmişle hesaplaşmadan aydınlık bir geleceğe uzanamazdı. 
Sayın Erdoğan hükumeti'de; Ülkemizi kanser mikrobu gibi için-için kemiren, medya,mafya,sermaye, bürokrasi, siyaset ve cuntacı zihniyetten oluşan "Şer Ekseni" ile mücadeleye girişerek, "Nimet Ambarlarımıza" çöreklenen şeytanın çocuklarına arpalık olmaktan ülkemizi kurtardı.
Siyasetçiler, halkı temsil eden en önemli karakterlerdir. Halkına karşı sorumluluk duygusu taşımaları çok-çok önemlidir. Ucuz bir ideal uğruna siyaset yapan hainlerden bu ülke çok çekti çooook!. 
Hala da kendi varlığıyla ayakta duramayıp, geçmişin karanlığını arayan siyasetçi-müsveddeleri var. 
"Nerede bu ergenekon? Verin adresini hemen gidip kayıt olacağım" diyen zibidi, daha dün gezi olaylarında ortalığı yakıp-yıkan, polisimizi köprüden atan alçaklar için "Onlar gezi olaylarında destan yazdılar" diyebilecek kadar şirretleşebiliyordu. 
SSK'yı bile yönetemeyip batıran bu rezile, "Gel ülkeyi yönet" diye yetki verilse, ülkemizin halini düşünmek dahi istemiyorum.
Her-şey neticesiyle ölçülür. Türkiye'nin demokratikleşmesi ve sivilleşmesi alanında çok önemli süreçlerden geçtik ve geçmeye de devam ediyoruz. Erdoğan hükumeti ile demokratik olgunluğun çok daha ileri bir düzeye taşınacağına inanıyorum. 
ABD dahil birçok dünya ülkesi krizle boğuşurken, ülkemizden; Dünya Bankası başta olmak üzere birçok kuruluş övgüyle söz ediyor. Dost ve düşman ülkelerin tamamına yakını "siyahı ve beyazı" aynı renk görmüyor artık.
Erdoğan; pek-çok alanda ilkleri gerçekleştiren bir başbakan olarak tarihe geçti.
AK parti İktidarı ile birlikte; elitlerin, insana tepeden bakanların ve buyurganların siyasetteki ağırlıkları sona erdi. Bunun yerine "Anadolu Halkı" sahneye çıkmıştır.
Evet, Anadolu Halkı.
Düne kadar "horlanan, dışlanan, adam yerine konulmayan, ve sürekli aşağılanan, ezilen" Anadolu Halkı.
AK Partiyi kuran, besleyen ve ona hayat veren işte bu ruhtur. Bir yerlere yetişmenin heyecanını değil; doğru yolda ilerlemenin ve güzellikler arasında olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
"Bir insanın farkına varmadan başkalarını aldatması ne kadar güçse, farkına varmadan kendini aldatması o nispette kolaydır."
Yüce Allah'tan bu mutluluktan nasiplenme kabiliyeti olmayıp,zihin karmaşası yaşayarak farklı yollara başvuranlara da vicdan nasip etmesini ve yaşanan güzelliklerden nasiplenmelerini diliyorum.
Kalın Sağlıcakla.

25 Eylül 2013 Çarşamba

GEÇMİŞİ OKUYARAK, YENİ GELECEĞİ YAZMAK.

Bu ülkede bir arada yaşama hukukunu bozan, ve yaptıkları darbeden soydurdukları bankaların yönetim kurullarında yer alarak nemalanan "28 Şubat Darbesi" müntesiplerinin, daha iddianame okunmadan tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmeleri, kafalarda "Hooop neler oluyor, birileri bu alçakları himaye mi ediyor?" diye soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı!.
Bu arada uzun zamandır "Devlet sırrı" denilerek TSK tarafından Mahkeme heyetine verilmek istenmeyen MGK tutanaklarının da, "Dağ fare doğurdu" misali umulanın aksine içinin boş çıkması, davanın planlanmış bir akıbete doğru yol alarak, sonunda bütün suçun rahmetli Erbakan'ın üzerine yıkılarak kapatılmasından, doğrusu bu ya korkuyorum...
Oysa; bugün kendilerini masum gibi tanıtan bu reziller güruhunun her biri, alçakça bir darbenin müsebbibidir.
Muğlak bir irtica kavramıyla bu millete kan kusturdular.
Her gün Güneydoğudan onlarca tabut geldiği halde, her MGK Toplantısından sonra milletin gözünün içine baka-baka "Öncelikli Tehlike" irtica mesajını vererek, pkk denilen "Şer örgütünün" "King-kong" haline dönüşmesine yol açtılar.
Dini günlük hayattan silen bir laikliği yerleştirebilmek için, her türlü kahpeliği utanmadan-sıkılmadan sergilediler.
Ahlaksızların önde gidenleri, onların döneminde bir namus abidesi gibi ortalıkta dolaşıyordu! 
Bu ülkenin seçilmiş Başbakanına "p.z.menk" diyecek kadar kuduran bir alçak, bütün ahlaki değerler çiğnenerek bir üst rütbeye terfi ettirildi.
"Cumhuriyeti biz kurduk.Bizim eserimizdir" sahiplenmesiyle "Türk Halkı" rejimin dışında tutulmuştu. 
Ülkemizi hep aynı yerden vurdular.
Hey gidi heeey!. 
Ne günler geçirdi bu ülke. 
Bir milletin inancı, tarihi, kültürü, uyduruk yasalarla baskı altında tutuldu.
Kamil anlamda adalet yok, barış yok, özgürlük yok, işsizlik, yolsuzluk almış başını gidiyordu. İç ve dış borçlar gırtlağımızı sıkıyordu.
28 Şubatta darbeci alçaklar "Laiklik Mücadelesi!" verirken, bankaların içi nasılda boşaltılmıştı bunu unutmaya imkan var mı?
Cumhuriyet onların! Devlet onların! Yargı onların! Ordu onlarındı!
Dönemin Genelkurmay Başkanından gelen uyarı talepleri, demokrasimizi lime-lime doğruyordu!
Herkesin yaşanan geçmişten ders alması gerekir.
Demokrasiyi karanlık odalara hapsetmek isteyen alçaklar güruhunu tutuksuz yargılanmak üzere salıvermek, adaleti karanlık odalara hapsetmekten başka bir-şey değildir.
28 Şubat Darbesini yapanların yargılanmama ayrıcalıkları mı var? 
İşledikleri onlarca suça rağmen, eğer ilgili kanundaki darbecilikle ilgili kanunların uygulanabilirliği yok ise, çıkartıp atalım ceza-yasamızdan! Ceza-Yasamızda o kanunların durup uygulanmaması, o maddelerin  kanunda hiç olmamasından daha vahim bir durum bence!
"Darbe Suç Değildir" dersiniz, bizde nasıl bir ülkede yaşadığımızı biliriz olur-biter!
28 Şubat yargılaması sadece 3-5 zibidiyle sınırlı kalmamalı, "28 Şubat bin yıl sürecek" diyen Hüseyin Kıvrıkoğlu, Başbakana söven alçakla ilgili kendisine "Ne diyorsunuz?" diye sorulduğunda "Boşalma hakkını kullanmıştır" diye cevap vererek darbecileri kudurtan malum zatta mutlaka, ettiklerinin hesabını yargı karşısında vermelidir.
Hak ve adalet anlayışımızı suçluların işgal ettikleri makama göre işletmeye kalkarsak; bütün değerler gibi "Cumhuriyetin de, demokrasinin de" suyunu çıkartırız...
Siyaset görevini yaptı. Yargıda görevini yapacak ki, "Cumhuriyet ve demokrasi" gibi üzerinde hassasiyetle durduğumuz kavramlar iyice kökleşsin.
İnşallah; bütün zulümler ortaya çıkacak, bütün zalimler hak-ettikleri cezayı bulacaktır.
Fitnelerin çöktüğü, darbelerin ebediyen sona erdiği günleri gelmesi dileğiyle.

Kalın Sağlıcakla.