Photoshop Tips - Create a Vignette Effect photo photo Komik Anlar Örümcek ağacı!    Amber palace, jaipur golden palace, bangkok grand palace, bangkok Floating market, Bangkok Nepali smiles, kathmandu travel Budhist prayer tomb, Tibet travel A view of Kathmandu, nepal travel Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleriWillow tree with trunk and leaves Two tiny snails on a brick wall Two snail's having sexual intercourse. two dead birds in road wpe935f662.jpg Leewardside.jpg Teasle.jpg Tracks.jpg Gutterpress!.jpg RHdownabit!.jpg Image:Petermann_Island.jpg Image:Antarctica  Seattle to McMurdo.jpg Image:Antarctica Trip 2001 cold.jpg Image:Antarctica Trip 2001 archway.jpg TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı  TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı      İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri  Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri News image Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Rüyaları gerçeğe dönüştü-resimleri         

15 Mayıs 2018 Salı

PEKİ SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN?


Bir röportajımda Türkiye'nin en iyi uzun mesafe koşucularından Muharrem Dalkılıç'a "ağbi müsabaka esnasında, inişi mi seversin, yokuşu mu?" diye sordum. Kendisi de bana "Yahu Recep bunun birde düzü var onu da sorsana" diye cevap vermişti.
Arkadaşlar; trafikte, hastanede, hava-alanında, yolda, kısaca günlük yaşamımızda bir türlü düz yolu tutturamıyoruz. Bir bakıyorsunuz kendinde güç vehmeden birileri çıkıyor, herkesin hayatına karışabiliyor. Böyle adamlara sosyal kurallar falan hak getire. Adam kendisine tanınan imtiyazı tutuyor bir başka vatandaşa baskı unsuru olarak kullanıyor...
En sihirli cümle de, "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" sorusunu sorabilme cüretkârlığı! Böyle adamlar kendini bir ayrıcalıklı halt sanıyor.
Kırmızı ışıkta durmayıp, geçtiğinde bir tehlike hasıl olursa polis kendisini ikaz dahi edemez. Ya birde birine çarpsa vay o adamın başına geleceklere.
Sivil plakalı aracına çakar lambası takan mı ararsın.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci’ye 108 TL’lik cezayı kesen Başpolisin açığa alınmasını mı eleştirirsin. Yoksa bir hakimin Erzurum Hava-alanında servis şoförüne "yaptığı zulmü mü" yazarsın.
"Kimsin ulan sen?.
Vatandaştan ne farkın var"
Bir hakim çıkar da görevini yapan servis şoförüne "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" diyerek tasallutta bulunursa, bunun adı tehdittir. Sataşmadır. Saldırıdır.
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?." gündeliğimizin paçavrası olmuş bu sözü en çok kullananların kimler olduğunu şöyle bir araştırdım ortaya kimler çıktı biliyor musunuz?
Tıp Doktoru, Profesör, Hakim, Öğretmen, General, Vali, Yüzbaşı, Avukat, Astsubay, milletvekili vd. Yahu bu meslekler itibarlı elbette ama, vatandaş olarak ne yapalım, bunlarla karşı-karşıya gelmemek için abdestli mi gezelim?
Kusura bakmayın ama, vatandaşın da en-az okumuş takımı kadar itibarlı görülmediği memleketten de bir cacık olmaz...

1 Şubat 2018 Perşembe

BURSA HİÇBİR ŞEYDEN ÇEKMEDİ, SENTETİK SİYASETÇİLERDEN ÇEKTİĞİ KADAR... BEĞENSENİZ DE, BEĞENMESENİZ DE ZAMAN-ZAMAN ZÜLFÜ YARE DOKUNURUM ARKADAŞ...


RECEP AYDIN-SOSYAL BİLİMCİ
Geçmiş dönemlerde dinî hassasiyeti fazla olan kişilerin siyaset yazması da, yapması da uygun görülmemiştir! Hatta o dönemlerde, birçok aile 'Bir baltaya sap olmaz!" diyerek, çocuklarını ilkokuldan sonra okutmamıştır. Çünkü tepe makamlara değil kendilerini, evlatlarını bile uygun görmemişlerdir. Kız çocuklarına ise hiç değinmesem daha iyi olur herhalde!
Çocukluğumda Köyümüze bir jandarma astsubayı geldi mi, bütün köy esas duruşa geçerdi! Hele hele toka yapmak için bir gedikli bir köylünün elini sıksa, o el aylarca yıkanmazdı!
Peki bugün durum ne?
Bugün artık durum elbette değişti.
Ama olumlu yönde değil... Şimdi ise Ahmet ağanın, Mehmet ağanın oğlu siyaset, subaylık ve bürokratlık gibi her makama gelebiliyor ama bu defa halkla ilişkisini kesiyor!
Bilhassa Bursa'mız siyaset kadroları açısından çok şanssız. Yıllardır AK PARTİYİ Bursa'da bir padişah gibi sahiplenen; Faruk Çelik ve Bülent Arınç gibi sentetik siyasetçiler, Bursa'da siyasetin çanına ot tıkamışlardır.
Faruk Çelik; M.Emin Tutan, Recep Altepe gibi kişiler, Bursa'da AK PARTİ'nin siyasi dinamiğini tarumar etmişlerdir.
Faruk Çelik'e sormak isterdim: ne vardı Hikmet Şahin'de?
Onun ayağını kaydırma ihtiyacını neden hissettin?
Recep Altepe'yi getirterek; Ağabeyine ait inşaat şirketinin yaptığı o koca-koca inşaatları, Bursa'nın bağrına bir hançer gibi sapladınız!
Hikmet Şahin'e bunu yaptıramayacağını biliyordun değil mi?
Faruk efendi, şimdi Fomara meydanından geçerken, Recep Altepe'nin izin verdiği o ucubeleri beğeniyor musun?
Unutma Bursa'nın adeta karnını yaran, o lanet olası binaları gördükçe Bursalılar, onların yapılmasına vesile olanlara bol-bol rahmet okuyor...
Evet; Hikmet Şahin o kent meydanını yaparken, yükselmesine izin vermedi diye epey yıprattınız ve Bursa'ya ikinci kez başkan olmasını engellediniz.
Allah daha çok versin şimdi Bursa'da nereye baksan 'Çelik İnşaatın yaptığı binalar yükseliyor' Hayır hayır yolsuzluk yaptın diyemem. Çünkü gözümle görmedim. Ama hiç inşaat yapılması mümkün olmayan yerlere, Recep Altepe kanalıyla inşaat ruhsatı aldırarak, sana verilen siyasi imtiyazı kötüye kullandın.
Dedim ya Bursa'mız siyasetçi açısından çok bahtsız!
Şimdi de eski sağlık bakanı Mehmet Müezzinoğlu. yanına Faruk Çelik'ide alarak birlikte, geçmişte adı yolsuzluk ve hortumculukla anılan Cavit Çağlar'la bol-bol görüntü veriyorlar.
Çağlar'a ait Yeşim Tekstil'i adeta türbeye çevirdiler. Oraya bez bağlamadan, çaput asmadan geçmiyorlar.
Sanıyorlar ki, Çağlar'la görünmek onlara nüfus kazandırıyor. Oysa, oy verdiği kişileri Çağlar gibi bir hortumcuyla yan-yana görmek Bursalıların ruhunu incitiyor ruhunu...
Dedim ya dini hassasiyeti olan kişiler şimdi siyaset yapıyor, her makama gelebiliyorlar ama, ah şu yanlış yerlerde görünerek kendi yüzlerine tükürme alışkanlığı yok mu...
Unutma ey Müezzinoğlu; ülkenin geleceğini çalanların karanlık geçmişi hiç geçmez. Onlarla görünenler de hafızalara onların kimliğiyle yerleşirler. Bence yanlış sularda yüzüyorsun yine de tercih senin...

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.
Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgâra ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin.
Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.

7 Ocak 2017 Cumartesi

Korku üzerine egemenlik kurulamaz.


Emperyalist güçlerin tasmalı uşağı, FETÖ/PDY terör örgütünün devletin her kademesine sızdıkları ve daha birçok kripto Fetocunun hala devletin içinde oldukları, bunun da Fetö ile mücadeleyi geciktirdiği su götürmez bir gerçek.
Bunu daha iyi anlayabilmek için gelin isterseniz 1996'lı yıllara gidelim:
'Apo Kahpesinin' Suriye'de konuşlanıp pkk'yı buradan yönettiği yıllarda dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Sönmez Köksal'a verdiği talimatla "Sizden Apo'nun kellesini istiyorum." dediğinde, Operasyonun sorumluluğunu; MİT'in o dönemde kontr-terörizm merkezi yöneticisi Mehmet Eymür üstlendi.
Operasyonun kod ismi Mercedes'ti. Bu gibi operasyonlarda acımasızlığı ile bilinen Yeşil'e, bu operasyon çerçevesinde MİT'ten belli bir ödenek de bağlandı ve harekete geçmesi istendi.
Tarih, 6 Mayıs 1996'ydı. Start verildi.
Apo, çiftlik evinin içindeydi. Uzaktan kumanda aleti çalıştırıldı.
Büyük bir infilak meydana geldi. Patlamanın sesi Şam'ın her semtinden duyuldu. Minibüsün olduğu noktada patlamanın etkisiyle dev bir çukur açıldı.
Ama patlama ne yazık ki bir işe yaramadı! Apo suikastten sağ olarak kurtulmuş, ancak kendisini ortadan kaldırmak isteyen Ankara'nın, evinin dibine kadar sokulabileceğini de anlamıştı!
Yeşil'in Apo'ya düzenleyeceği ikinci saldırı Bekaa Vadisi'nde gerçekleştirilecekti. Şam'dan geriye kalan zamanlarını Bekaa Vadisi'nde geçiren Apo, örgütün kuruluş yıldönümünde konuşma yaparken ortadan kaldırılacaktı. Ama o gün Apo itine gizli bir el(Yalçın Küçük kullanılarak) haber uçurmuş, Bekaa'ya gelmekte olan Apo'da aniden geri dönerek mutlak bir ölümden kurtulmuştu.
Bakınız Vatandaşa; Emniyet ve valiliğe değil de, direkt İçişleri Bakanlığına bağlı güvenilir makamlar oluşturulsa, bir çok terör örgütleriyle mücadelede daha iyi sonuçlar alınacağından eminim...
"İhbarda bulunanların isimleri, kesinlikle gizli tutulur ve açıklanmaz. " denir ama, ya tıpkı Öcalan olayında olduğu gibi,ihbarda bulunduğunuz makamların içinde mesela Fetöcü varsa...
Bu gibi şüpheler nedeniyle İhbar Etsem Başıma Bir İş Gelir mi, korkusu vatandaşın elini-kolunu bağlamaktadır.
Toplum yazarları ve gazetecileri bir çok makamda sözü dinlenen, hatta bazı makamlara baskı oluşturarak istediğini yaptırabilecek güç ve kabiliyete sahip olduğunu sanır. Ama durum hiçte öyle değildir. İddianız ne kadar güçlü olursa olsun Sadece yazdıklarınızla sesiniz duyulur veya handa beygir yellenmesi gibi kaybolur gider.
Okurlarımla aram çok iyidir. Benim onlara, onların da bana güveni tamdır.
Geçende güvenilir bir okurumdan kuvvetli bir bilgi aldım.
Okurumun Cumhurbaşkanımız ile görüşmesini sağlamam gerekiyordu. Ama ben böyle bir ortamı sağlayacak imkana sahip değildim. Hemen Cumhurbaşkanlığının 0 (312) 525 55 55 nolu telefonunu aradım ama ihbarı yapacak arkadaşımın bazı çekinceleri olduğunu ve bildiklerini herkesle paylaşamayacağını söyledikten sonra, konuştuğum kişinin gayet laubali bir şekilde "Sizi şuraya bağlıyorum" demeden, ön adı Mevlüt olan ve basın danışmanı olan bir başka kişiye bağladı.
Neyse anılan kişinin okurumla telefonda görüşmesini sağladığımda Mevlüt bey arkadaşımı ciddiye dahi almadı.
Okurumun "Güvenebileceği kişilerle irtibata geçebileceğini defalarca söylememe rağmen hemen sonraki gün Mevlüt beyin .......İlinin terörle mücadele birimini devreye sokarak olayı daha da bir çıkmaza soktuğunu söylemeden geçemeyeceğim!
Yaşadığımız bu olaydan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın çok zor durumda olduğuna bir kez daha kani oldum...
Ne yazık ki, "Bir hengâme sarmış ülkemi" belirsizlikler içinde yuvarlanıp gidiyoruz...
Ne gül kalmış ne de bülbülün dili.
Çevrede görülen her şey insanı yaralayabiliyor, insanı küçültebiliyor.
Bir şeyi görmekle, yalnızca görmekle, bir parçanı kaybediyorsun sanki.
Çoğu kez, bakmanın tehlikeli olabileceğini seziyor, yaşananlardan gözlerini kaçırmak, hatta sımsıkı yummak eğilimini gösteriyorsun. gözünün önünde yaşananlar kolayca içinden sıyrılabileceğin, kendinden ayrı tutabileceğin bir şey değil.
Ülken söz konusu olduğunda vicdan korkuyu tuşa getiriyor ama, ya çaresizlik!
Hani rüyada bir tehlikeyle karşılaştığınızda bağırdığınız halde sesinizi duyuramamak gibi, elini-kolunu bağlıyor bazen yaşadıklar insanın...
Herkese dünyevi endişelerden uzak, sağlık mutluluk ve huzur dolu günler diliyorum.

22 Temmuz 2016 Cuma

Akın Öztürk'ü Kurtarmak için uydurulan saçma sapan yalanlar zorlama senaryo...




Genelkurmay'ın açıklamasında darbe girişimiyle ilgili soruşturma kapsamında tutuklanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'ün ifadesiyle ilgili bir bölüm yer aldı.

"Hv.K.Komutanı Ankara’da AKINCI Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ü arayarak kendisine 4’üncü Ana Jet Üssü AKINCI’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle AKINCI’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir"denildi. Ayrıca Hv.K.Komutanı Ankara’da AKINCI Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ü arayarak kendisine 4’üncü Ana Jet Üssü AKINCI’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle AKINCI’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir" denildi.

 Denildi denilmesine de; Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, personelini topladı, ve olay gününü Genelkurmay açıklamasından farklı anlattı. Ünal’ın, “Akın Paşa kesinlikle doğru söylemiyor. Genelkurmay’ın açıklaması da doğru değil." dediği öğrenildi!

Peki Genelkurmay doğru olmayan böyle bir açıklamayı neden yaptı?
Haydi geçmiş yıllarda Genelkurmayın çeşitli gizli kapaklı işlerini duymuştuk ama; sokaklarda tankların yürütüldüğü, Meclisin bombalandığı, vatandaşın üzerine tanklarla ve F-16'larla ateş açıldığı böyle bir günde olayın başrol oyuncusunu korumak adına neden yalana başvurulur?
Haydi basit bir suç olsa bunu anlarım ama 'Darbeciyi' korumaya çalışırsanız, kusura bakmayın ama, o zaman sizden de şüphe duymaya başlarım...
15 Temmuzda yaşananları elbette değiştiremeyiz.
Bütün olan-biteni silip, yeniden yapamayız.
Ama yaşadıklarımızdan ders almalıyız.
Sadece demokrasiyi korumak adına ,şehid olarak, elimizden kayıp giden 240 günahsız canın hesabını sormayacak mıyız?
Sümüklü bir şerefsizin ağzına bakarak, 'Milli İradenin ırzına geçilecek' ve bizlerde buna rıza göstereceğiz öyle mi!
Genelkurmaya bakarsanız; darbeyi 3-5 neferin, ve birkaç astsubayın üzerine yıkalım, generalleri de aklayalım öyle mi!
Kusura bakmayın beyler; bu halk darbelerin ne olduğunu da, yapılmak isteneni de iyi bilir.
Çünkü darbeler defalarca başımızdan geçti!
Yanlış bir-şeyler çevirmeye kalkarsanız, bu toplum sesini yükseltir!
Ne olursunuz açıklama yaparken, elinizdeki kalemi başkalarının tutmasına izin vermeyin!
TSK neredeyse yeniden yapılandırılıyor!
Sanki cehennemin kapıları açılmış gibi, TSK neresine dokunsan elimizde kalıyor!
Göründüğü kadarıyla Generallerin 3'te biri darbecilik gibi bir ağır suça karışmış.
Vatana ihanet eden edene.
Üstelik geçmişte yapılan bütün ikazlara da kulak tıkanmış.
Kötülerle mücadele bir kurumu onarır!
Amaç; güzide ordumuzun 'Güvenilir bir kurum' haline gelmesini sağlamak olmalıdır.
En büyük güç dürüstlüktür!
Belki her şeyinizi kaybedersiniz ama, sizden geriye bir-şey kalır o'da haysiyetiniz.

30 Ağustos 2015 Pazar

TİLKİ KÜMESE VALİ OLURSA..!


Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.
Bizdeki uygulaması ise en kötü örneğidir.
Yıllardır politika yazıyor, dost meclislerinde ise fırsat buldukça tartışıyoruz.
92 Yıllık demokrasi tarihimizde politik uygulama alanında övgüye değer "şunu da iyi oldu da yaşamışız" diyebileceğimiz kayda-değer bir tek olay bile yok.
Geçmişi irdeleyince akla ilk gelen hep hırsızlık, yolsuzluk, çökmüş adalet sistemi oluyor.

70 li yillarda Japonya'yı kasıp kavuran yolsuzluk. dönemin başbakanı Tanaka Kakuei uçak alım ihalesini Lockheed firmasına veriyor ve buradan haksiz kazanç sağladığı ortaya çıkıyor, ancak bu paraları bizim politikacılar gibi yemiyor ve doğup-büyüdüğü gelişmemiş, Niigata kentine devasa yatırımlar yapıyor. Tabii ki bu olay sonradan ortaya çıkıyor ve Japonya'da yer yerinden oynuyor donemin hükumeti istifa etmek zorunda kalıyor.

Sadece Japonya'da değil, Türkiye de dahil bir çok ülkede hükumetlerin başını yakmış bu skandal. yolsuzluğun üstünün örtüldüğü tek ülke ise,  tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye,.

Özellikle Amerika ile ilişkileri güçlü olan ve bir şekilde askeri vesayet altında rejimleri olan ülkelerde ortaya çıkmış yolsuzluk skandalıydı. Belçika, Yunanistan, Japonya olayı çözdü. Suçlular cezalandırıldı. Ancak bir tek Türkiye, üstelik her-şey belgelendiği halde olayın üstüne gitmedi. Uğur Mumcu her-şeyi kitaplarında yazmıştı üstelik. işin merkezinde cuntanın üyesi 12 eylül darbecisi Tahsin Şahinkaya olduğu için yolsuzluğun üstü örtüldü. Kendisi hava kuvvetleri komutanıydı. Hatta bu yolsuzluklardan ötürü Time dergisinde "dünyanın en zengin generalleri" listesine girmişti. o sayının Türkiye sınırlarından içeri giremediği rivayet olunur.

İşte bu olay Türkiye'de hırsızlara büyük cesaret vermiş, nimet ambarları-mızın yağmalanmasının miladı olmuştur. Daha sonra; Hacı Ali Demirel, Murat Demirel, Ali Şener Süleyman Demirel'in himayesinde Türkiye hazinesinden büyük paralar aşırmış ve hiçbir hakim de Demirel korkusundan kendilerinden hesap sormaya cesaret edememiştir.

Bu ülkeyi soyanlar elbetteki sadece Demireller değil, her modern veya postmodern darbe sonrasında hazine yağmalanmış, halk bu nedenle daha çok çalışmaya, kemerlerini daha fazla sıkmaya mahkum edilmiştir.

Bütün bunları yazmaktaki gayem bugün yaşananlara bir projeksiyon olması için.

Gelelim Bursa'ya
Büyük hırsızlar malı götürür de onların altındakiler durur mu!
Elbette onlarda "Benim başım kel-mi, bana da-bana da " diyeceklerdir.
Bursa'da kent merkezinde bulunan dönemin valisi Şahabettin Harput ve Yıldırım belediye başkanı Özgen Keskin tarafından Paralel Yapı'ya yakın üniversiteye tahsis edilen 60 dönümlük arazi.
Arazi dedikse burayı satın alabilmek her babayiğidin harcı değil.

Orhangazi Üniversitesi, Ankara Yolu`na cepheli, değeri parayla ifade edilemeyen bu 63 dönüm arazi üzerine yükselmiştir.
Adı geçen arazinin 62 dönümü Milli Emlak`ın, 1 dönümüyse Yıldırım Belediyesi`ne aitti.
Özgen Keskin başkanlığındaki Yıldırım Belediyesi, belediye mülkiyetindeki bir dönümlük arsayı, Orhangazi Üniversitesi`ne kiralıyor.
Kaç lira karşılığında dersiniz?
Beş paket sigara parasına!
Yani 100 lira!
Olay unutuldu gitti. Türk Milletine ait bu değerli arazi, devlet-düşmanlarına peşkeş çekildi.
Bir-iki göstermelik çıkışın dışında ne hesap soran vaaar ne de bu peşkeşten söz-eden.
Şehabettin Harput o üniversiteye yönetim kurulu başkanı oldu, eh Feto'da buradan gelen parayla Pensilvanya'da saltanatını sürdürüyor.
Peki bundan sonra ne olacak?
Hiçbir şey olacağı yok!
Nasıl ki önceki hırsızlardan hesap sorulmadıysa, Şehabettin Harput'la Özgen Keskin'den de hesap sorulmayacak!
Ne diyelim; hesap sorma konumunda olup ta, sormayanın da, bu arazinin yağmalanmasına göz yumanın da, 63 dönümlük arazinin peşkeş çekilmesine aracılık edenin de, Allah ciğerlerini ağzından getirsin. Dilerim ilahi adalet bu alemde işlemeye başlasın...
Kalın sağlıcakla.


19 Haziran 2015 Cuma

GERÇEK GENELLİKLE FOTOĞRAFLARDAN DAHA FAZLASINI ANLATIR...


Demokrasi tarihimiz; Siyasette yalpalayan, sık-sık gömlek değiştiren çok siyasetçi gördü
Bu ülkede İsmet İnönü'ye, Cemal Gürsel'e, Kenan Evren'e bile övgüler düzen, onları yere-göğe koyamayan siyasetçiler çok oldu. İsimleri okullara, caddelere, bulvarlara verildiğinde, adlarına tarih kitaplarında uydurma zaferler yazıldığında hiç şaşırmadık!
Çünkü o dönemde kaypaklık ve fırıldaklık modaydı!
'Şark hizmetinden yırtmak' isteyen vali ve kaymakamların, gücü elinde bulunduranlara attıkları taklaları unutmaya imkan var mı!
İnegöl'e bağlı Yenice beldesine o dönemde yaptığım bir ziyarette 28 Şubat Darbesi döneminde aktif rol alan Orhan Taşanlar'ın adının bir caddeye verildiğini görünce, hemen belediye başkanına dönüp "Buna ne gerek duydunuz?" diye sordum.
Bana verdiği cevap kan donduracak cinstendi; "Şimdilik bu sıkıntılı dönemi atlatalım, daha sonra değiştiririz" olmuştu.
Yani 28 Şubat döneminde halk oyu ile seçilmiş belde başkanı bile kendini güvende hissetmiyor ve atanmış Bursa valisinden korkuyordu!
Peki demokrasi tarihimize kara bir leke olarak gecen 28 Şubat sürecini yöneten  baş-mimar kimdi dersiniz?
Elbette ki Süleyman Demirel'di!
Dönemin İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, darbe (28 Şubat) yapılacağı istihbaratını alınca doğruca, Erbakan ve hükumet ortağı Çiller'e haber  veriyor.
Erbakan'da  önlem alınması konusunda durumdan Demirel'e söz-edince Demirel ne yaptı dersiniz.? "Tabii sayın Erbakan hemen gerekli önlemleri alalım ve darbeyi önleyelim mi" dedi sanıyorsunuz?
Yok be arkadaşlar keşke öyle olsa!
Ama Demirel ne yaptı biliyor musunuz? Hemen darbecilere "Erbakan'ın durumdan haberi var, elinizi sıkı tutun" diyerek, 2-3 ay sonra olacak darbeyi öne aldırmış, İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu'da canını kurtarmak için ABD'ye kaçmak zorunda kalmıştı!
Yine o dönemde merhum Erbakan'a 'pezevenk'diye hitap eden üniformalı bir şerefsiz hakkında  Demirel'e "Bu konuda neler söylemek istersiniz?" diye sorulduğunda, "Boşalma hakkını kullanmıştır" cevabı bugün bile vicdanları isyan ettirmektedir.
Seçilmişlere gözdağı vermek için sokaklarda dolaştırılan tanklar, masasına rakı isteyen kahpeler, yargıçlara verilen brifingler Demirel tarafından neredeyse ayakta alkışlanmıştı!
Peki Demirel'in hiç mi olumlu yanı yok?
 Yok arkadaşlar! Keşke olsa ama yok!
Hırsızlık, yolsuzluk, çökmüş adalet sistemi, hayali ihracat, adam kayırmak, eşkıyayı 'Bankalarda Sorumlu Devlet Bakanı yapmak' hep onda!'
Yine döneminde yolsuzluklar kendisine hatırlatıldığında "Verdimse ben verdim!" diyecek kadar da pişkindi!
Şimdi bu Demirel'i savunan ve ondan sitayişle söz-eden Erdoğan'ı eleştirmeyeyim de, kimi eleştireyim!
Ne diyor sayın Erdoğan?
"Ülke için gittiğim bir çok yerde hizmetlerinin hizmetine rastladığımı bir isimdir.
Güniz Sokak'taki evi bundan sonraki nesillere onu yaşatan eserler olacaktır. Belgeleriyle adete arşiv olmuş Güniz Sokak'ta bundan sonra gençliğin hizmetine sunulacak bir gelecek herkese yol açıcı olacaktır"
Siyaset yaşamı boyunca halkın sırtında tepinmiş biri olarak, hangi yolu açacak Demirel?
'Hırsızlığın kitabını yazalım' desek akla ilk gelecek isim Süleyman Demirel'dir.
Yok arkadaş; kötü bir kişiyi sözlerinizin arasına yalan katmadan övemez-siniz!
Demirel'i övmek, millete gübre yığını üstündeki kompostoyu yedirmekten farksızdır! 
Onu övenin Türk Milletini aldatmaya hakkı yoktur! 
Sayın Erdoğan Demirel'e kişisel olarak sempati duyuyor olabilir. 
Ama onun demokrasimize yaptığı tahribatların üstünü örtmeye asla hakkı yoktur.
Süleyman Demirel Türkiye'deki yolsuzluğun ve yoksulluğun babasıdır.
Böyle birini övmek onun üzerindeki karanlığı örtmez.
Süleyman Demirel; 'Türkiye'nin yolsuzluk tarihinin sonsuz derinliklerinde' yer alacak ebedi bir hikayedir...
Siz ne kadar çabalasanız da; 
"Gerçek her zaman fotoğraflardan daha fazlasını anlatır"

Allah'ın himayesi ülkemizin üzerinde olsun kalın sağlıcakla...






18 Haziran 2015 Perşembe

BİR ÖLENİ GERİ GETİREMEZSİNİZ. BİRDE KAYBOLAN GÜVENİ




Arkadaşlar yıllardır  politika yazıyor ve günlük olaylarla ilgili düşüncelerimi de siz değerli dostlarımla paylaşıyorum. Yazdıklarımın çoğundan övgüler alıyorum. Öyle ki siz değerli dostlarım bana alkış tutarken karşı partilerin sempatizanları da beni AK PARTİNİN kiralık kalemi olmakla suçlayıp yazdıklarımdan kaç para aldığımı bile sordular!
Politika kirli bir mecradır; ruhunu kiraya vermeden burada kalem oynatmak zordur.
Çünkü muhataplarınız sizden acıtıcı gerçekler yerine avutucu yalanlar beklerler.
Olur da bir yanlışı eleştirmeye kalksanız birileri 'Şapa oturmuş gibi' hemen havaya zıplar.
Arkadaşlar; ben Sosyal Bilimci ve yazarım, doğruyu gördüm mü över, yanlışı gördüm-mü de kim olursa olsun eleştiririm. Benim işim bu.
Düşüncelerimi size para karşılığında satmıyorum ki, ruhunuzu okşayacak yazılar yazayım...
28 Şubat döneminde, birçok kişi mevziye tam siper yatmışken; bu kardeşiniz 'Darbeci Alçaklara' en ağır eleştirileri yapmış, onları kalemiyle oymuştur!
Gelelim Süleyman Demirel'e;
Süleyman Demirel Türk politik tarihinde en ilkesiz bir adamdır.
Öyle ki ; hazineden birilerine sağladığı peşkeş ve ballı imkanlar ortaya çıktığında bunu "Verdimse ben verdim" diyebilecek kadar, seviyeyi kaybetmiş politikanın itibarını sıfırlamıştır.
Yine İş hayatında büyük bir iflas yaşayan Cavit Çağlar'ı 'Bankalardan Sorumlu' devlet bakanı yaparak, Çağlar'a birçok devlet bankasını altın tepsi içinde sunarak büyük bir peşkeşe babalık etmiştir!
Yine Dönemin sanayici geçinen birçok sahtekarıyla 'aile fotoğrafı' çektirerek, onları yolsuzlukları nedeniyle yargılayacak hakim ve savcılara "Bunlara dokunan karşısında beni bulur!" mesajı vermiştir. Yeğenlerine banka ikramlarını, hayali ihracatları, her darbede şapkayı alıp kaçmasını falan hiç yazmıyorum zaten!
Hele hele 28 Şubat Döneminde çevirdiği katakullileri, oluşturduğu milletvekili pazarını, rahmetli Erbakan hocaya kurduğu kumpaslarla, demokrasimize açtığı onulmaz yaraları unutmaya imkan var mı!
Efendim ben Demirel'i sevmiyor-muşum!
Ben sadece Demirel'i değil, bu ülkenin geleceğini tahrip edenlerin hiçbirini sevmiyorum.
Menderes'i 'Yağlı urganda sallandıranları,1960, 1971, 1980,  1997 darbelerini yapanları sevmediğim gibi, onlara övgüler düzenleri de sevmiyorum.
Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi darbe teşebbüsünde bulunan alçakları, ve Balyoz darbe planı, İrticayla Mücadele Eylem Planı düzenbazlarını, ve Ergenekoncu Kahpeleri de sevmiyorum.
Kısaca ben halkımı enayi yerine koyup, "Gelin vekil maaşlarına zam yapalım, halk bir-iki bağrınır, sonra da unutur" diyen, bizim mahalleden görünen madrabazları da sevmiyorum!
Ne olur gözümüzü dört açalım ve oyumuzu verdiğimiz kişilerden hesap sorabilecek kadar bilinçlenelim.
Bu Ülkemize,vatan borcu kadar kutsal bir görevimizdir.
Değerli arkadaşlar; AK PARTİ demokrasimizi hayat damarlarına bir güneş gibi doğmuş, ve biz destekleyicileri kadar bundan büyük bir mutluluk duymuşuzdur.
Ancak; yanlışları eleştirilemeyen, bir yapı eninde sonunda kokuşmaya mahkumdur. Nitekim %48'den, %41'e nasıl indi sanıyorsunuz?
Yanlış yaptığı yönünde kanaatler oluşan dört bakanın YÜCE DİVANDA yargılanmasına engel olmak hem vicdani, hemde ahlaki bakımdan büyük bir yanlıştı..
Cemil Çiçek ve Bülent Arınç gibi Siyasette 3 Yılını doldurmuş, gözü dünya nimetlerinde başka bir-şey görmeyen iki seviyesizin gazına gelerek, tamda seçim arefesinde 'Milletvekili Maaşlarına yapılan zam ve özlük haklarına getirilen ballı imkanlar'da yanlıştı!
Hele hele "Zam falan yok! Düzeltmede yok! Sadece yasayı daha anlaşılır hale getirdik" benzeri demeçler vermek, yanlışı daha da büyüten yanlışlardı!
Arkadaşlar; 'Dost acı Söyler' bütün eleştirilerim AK PARTİYİ ve sayın Erdoğan'ı çok sevdiğim .içindir.  "Demirel'in adını yaşatmak adına üzerimize düşen görevler neyse bunları yerine getireceğiz." diyen bir Erdoğan'ı eleştiririm ve bu gibi hatalar işlemeye devam ederse affetmem arkadaş!
62 Yaşımdayım: "Bir insanı .yalanlarla kazanmak yerine, doğrularla kaybetmek" her zaman hayat düsturum olmuştur. 
Hazreti Ömer'in dediği gibi;"Yalan söyleyip yücelmektense, doğruyu söyleyip alçalmayı tercih ederim"
Hayırlı Ramazanlarla birlikte, herkese sağlık ve mutluluklar diliyorum...