Photoshop Tips - Create a Vignette Effect photo photo Komik Anlar Örümcek ağacı!    Amber palace, jaipur golden palace, bangkok grand palace, bangkok Floating market, Bangkok Nepali smiles, kathmandu travel Budhist prayer tomb, Tibet travel A view of Kathmandu, nepal travel Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleriWillow tree with trunk and leaves Two tiny snails on a brick wall Two snail's having sexual intercourse. two dead birds in road wpe935f662.jpg Leewardside.jpg Teasle.jpg Tracks.jpg Gutterpress!.jpg RHdownabit!.jpg Image:Petermann_Island.jpg Image:Antarctica  Seattle to McMurdo.jpg Image:Antarctica Trip 2001 cold.jpg Image:Antarctica Trip 2001 archway.jpg TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı  TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı      İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri  Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri News image Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Rüyaları gerçeğe dönüştü-resimleri         
GÜNÜN YORUMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜNÜN YORUMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2016 Cuma

Akın Öztürk'ü Kurtarmak için uydurulan saçma sapan yalanlar zorlama senaryo...




Genelkurmay'ın açıklamasında darbe girişimiyle ilgili soruşturma kapsamında tutuklanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'ün ifadesiyle ilgili bir bölüm yer aldı.

"Hv.K.Komutanı Ankara’da AKINCI Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ü arayarak kendisine 4’üncü Ana Jet Üssü AKINCI’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle AKINCI’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir"denildi. Ayrıca Hv.K.Komutanı Ankara’da AKINCI Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ü arayarak kendisine 4’üncü Ana Jet Üssü AKINCI’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle AKINCI’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir" denildi.

 Denildi denilmesine de; Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, personelini topladı, ve olay gününü Genelkurmay açıklamasından farklı anlattı. Ünal’ın, “Akın Paşa kesinlikle doğru söylemiyor. Genelkurmay’ın açıklaması da doğru değil." dediği öğrenildi!

Peki Genelkurmay doğru olmayan böyle bir açıklamayı neden yaptı?
Haydi geçmiş yıllarda Genelkurmayın çeşitli gizli kapaklı işlerini duymuştuk ama; sokaklarda tankların yürütüldüğü, Meclisin bombalandığı, vatandaşın üzerine tanklarla ve F-16'larla ateş açıldığı böyle bir günde olayın başrol oyuncusunu korumak adına neden yalana başvurulur?
Haydi basit bir suç olsa bunu anlarım ama 'Darbeciyi' korumaya çalışırsanız, kusura bakmayın ama, o zaman sizden de şüphe duymaya başlarım...
15 Temmuzda yaşananları elbette değiştiremeyiz.
Bütün olan-biteni silip, yeniden yapamayız.
Ama yaşadıklarımızdan ders almalıyız.
Sadece demokrasiyi korumak adına ,şehid olarak, elimizden kayıp giden 240 günahsız canın hesabını sormayacak mıyız?
Sümüklü bir şerefsizin ağzına bakarak, 'Milli İradenin ırzına geçilecek' ve bizlerde buna rıza göstereceğiz öyle mi!
Genelkurmaya bakarsanız; darbeyi 3-5 neferin, ve birkaç astsubayın üzerine yıkalım, generalleri de aklayalım öyle mi!
Kusura bakmayın beyler; bu halk darbelerin ne olduğunu da, yapılmak isteneni de iyi bilir.
Çünkü darbeler defalarca başımızdan geçti!
Yanlış bir-şeyler çevirmeye kalkarsanız, bu toplum sesini yükseltir!
Ne olursunuz açıklama yaparken, elinizdeki kalemi başkalarının tutmasına izin vermeyin!
TSK neredeyse yeniden yapılandırılıyor!
Sanki cehennemin kapıları açılmış gibi, TSK neresine dokunsan elimizde kalıyor!
Göründüğü kadarıyla Generallerin 3'te biri darbecilik gibi bir ağır suça karışmış.
Vatana ihanet eden edene.
Üstelik geçmişte yapılan bütün ikazlara da kulak tıkanmış.
Kötülerle mücadele bir kurumu onarır!
Amaç; güzide ordumuzun 'Güvenilir bir kurum' haline gelmesini sağlamak olmalıdır.
En büyük güç dürüstlüktür!
Belki her şeyinizi kaybedersiniz ama, sizden geriye bir-şey kalır o'da haysiyetiniz.

3 Nisan 2011 Pazar

Genelkurmay'ın "Skandal" Yanılgısı

Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar >Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar Mehmetçik'i kobay yaptılar
"Sadece erlerin değil Genelkurmay'ın da yanıltıldığı ve açığa düşürüldüğü bir skandal. Bu skandal herhangi bir Batılı ülkede yaşansaydı yer yerinden oynardı."


Erhan Başyurt/ Bugün

Genelkurmay'ın "skandal" yanılgısı

BUGÜN, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Nöroloji bölümünde 20 er üzerinde, izinleri alınmadan yasa dışı şekilde deneyler yapıldığını ortaya çıkardı.

Hareket bozukluğu (diskinezi) rahatsızlığı bulunan ve birliklerinden tedavi amaçlı olarak gönderilen erler, herhangi bir bilgilendirmede bulunulmadan "elektromanyetik alan" deneylerine tabii tutulmuş.

Neredeyse "hazır ol" vaziyetinde koltuklarında oturan erlere, "tanı" ve "tedavi" amaçlı olmadığı video kaydına alınmasından da belli şekilde, art arda elektroşok veriliyor.

Kimi kasılıyor, kimi kıvranıyor, kiminin bilinci kapanıyor...

20 erin 3'ünde elektroşoklar sara (epilepsi) nöbetlerini tetikliyor.

Deney tamamlandıktan sonra da askerliğe elverişsiz oldukları gerekçesiyle hepsi terhis ediliyor.

GATA Nöroloji'de görevli 6 doktor, bu deneyleri bilimsel (!) bir rapora dönüştürüyor.

23 Nisan ve 11 Kasım 2008'deki iki ayrı ulusal kongrede bu bulgular paylaşılıyor.

6 doktor, bilimsel (!) çalışmalarını 12 Eylül 2009'da uluslararası alana da taşıyor.

İtalya'nın Floransa kentindeki Dünya Nöroloji Kongresi'nde sunuyorlar.

Şimdi sıkı durun...

Yapılan bu çalışmanın tamamı yasa dışı ve suç.

Birincisi, erler üzerinde deney yapılması yönetmelikle yasak.

İkincisi, üzerinde deney yapılan insanlar bunu tedavi amaçlı sanıyor.

Üçüncüsü, deneylerden 3 er sara nöbetleri tetiklenerek, zarar görüyor.

Dördüncüsü, deney yapmak için Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu'ndan izin alınmamış.

BUGÜN bu skandallar zincirini ortaya çıkarınca, Genelkurmay'dan ilginç bir açıklama yapıldı.

"Bu çalışma için 27 Ocak 2009'da GATA Etik Kurulu'ndan onay alınmıştır."

Skandalın kahramanları maalesef Genelkurmay'ı da yanıltmış.

Birincisi, deneyler 2008'de bitirilmiş. 2009'da geriye doğru izin alınması da söz konusu değil.

İkincisi, erler üzerinde deney yapılması zaten mümkün değil.

Üçüncüsü, GATA Etik Kurulu'na yapılan başvurunun üzerinde "Sağlık Bakanlığı'nın izin vermesi şartı ile" notu düşülmüş.

Sağlık Bakanlığı da böyle bir başvurunun olmadığını açıkladı. Olay üzerine inceleme başlattıklarını ve GATA'dan da açıklama istediklerini kaydetti.

Yani ortada üzerinin örtülmesi mümkün olmayan ve şüpheye mahal bırakmayan bir "kobay erler skandalı" var.

Sadece erlerin değil Genelkurmay'ın da yanıltıldığı ve açığa düşürüldüğü bir skandal.

Bu skandal herhangi bir Batılı ülkede yaşansaydı yer yerinden oynardı.

Medya ve yürütme olaya seyirci kalmaz, muhalefet susmazdı.

Sorumlulara bir an önce görevden el çektirilir, üst sorumlular da ya istifa eder ya da halktan özür dilerlerdi.

Meclis ve savcılık soruşturması açılır, gerçeklerin ortaya çıkması sağlanırdı.

Türkiye'de de vicdan sahiplerinin daha fazla seyirci kalmayacağına inanıyorum.

Başta Genelkurmay, herkesin üzerine düşeni, kamuya ve hukuka karşı sorumluluklarını yerine getireceğini düşünüyorum.

BUGÜN Gazetesi olarak, yalnız da kalsak, skandalı sonuna kadar takip etmekten vazgeçmeyeceğiz.

Türkiye'de de "erlerin canları" Batı'dakiler kadar değerli olduğu günler gelene kadar, hiç değilse tarihe not düşeceğiz.

               
BU VİDEOYU İZLEMEYE YÜREK DAYANMAZ



30 Mart 2011 Çarşamba

Yok Böyle Bir Şey! 28 Şubat’ta Darbe Olmamış!


10 Mart 2009 - 00:34


12’nci yılı nedeniyle tekrar anmaya başladık ya 28 Şubat sürecini. Hani ortaya hala ve yine kapağı açılmamış demokrasi dışı uygulamalar çıktıkça çıkıyor ya o döneme ilişkin. Hah, işte o süreç. Tankların demokrasiye balans ayarı yaptığı(!) demokrasi dışı gösterinin adı.

Ve söz döndü dolaştı, o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e geldi. Vatan Gazetesi’nden Bilal Çetin ve Semra Çetin, “Bir de Demirel’den dinleyelim 28 Şubat’ı” dedi ve bir dizi başlattı.

Okuduklarımıza inanamadık.

Her ne kadar Demirel’i tanısak, çürütücülüğünün boyutlarını bilsek de ilerleyen yaşına rağmen kaybetmediği tek şeyin milletin gözünün içine baka baka dalga geçmesi ve bu dalgayı benzersiz belagat/önünde yerlere eğilinesi demokrasi kahramanlığı olarak sunması olduğunu bir kez daha gördük.
Tankları yürütenlerin bile zımni ya da açıktan pişmanlıklarını ifade ettikleri bir süreci Demirel hiç sıkılmadan “Aa, ne darbesi” diye savunmakta hiçbir beis görmedi. “…Türkiye darbenin ne olduğunu biliyor. Darbe dediğin zaman, darbeciler geliyor, Meclis’i kapatıyorlar yahut Meclis’i kontrol altına alıyorlar, hükümeti ortadan kaldırıyorlar, Anayasa’yı ortadan kaldırıyorlar ve kendilerine göre bir düzen kuruyorlar. Ya idareyi tümüyle ele alıyorlar yahut idare tam kontrol altında tutuluyor. Peki 28 Şubat MGK’dan sonra 29 Şubat günü Türkiye’de hükümet var mı, Parlamento var mı? Var. Anayasa var mı? Var. Peki kimsenin kılına dokunulmuş mu? Hayır. Herkes yerli yerinde duruyor mu? Duruyor. Bunun nesi darbe?” diyebildi.

Demirel’e göre, o kirli pazarlıklar da dönmemişti… Milletvekilleri zorla istifa ettirilmemişti… Halkın iradesi tankların paletleri altında kalmamıştı… Alaşağı edilse de hükümet vardı… Kolu bacağı budansa da parlamento yerindeydi… Fişlemelerle, yasaklamalarla tüm anayasal hakları tırpanlansa da kimsenin kılına dokunulmamıştı…

Dolayısıyla öyle darbe olur muydu?

Demirel haklı.

Yıllarca bu ve benzeri laflar etmesine rağmen hala, 2009 yılında bile “bir bilen” olarak kapısı aşındırılıyor, demokrasiyi kurtarması için “Medet ya Demirel” deniyor. Onun için Demirel bu kadar kolay aklı dumura uğratan bir mantıkla hala var olabiliyor.

Ama işte… Bir de tüm bu akıl tutulmalarından öte, her türlü çürütücülüğe galebe çalan bir derin kavrayışlı bir kamu vicdanı var.

O vicdan diyor ki, sus artık. O örtünü siyasetin üstünden çek. Köşene çekil ve utancını çağır. Hiç olmazsa bunu yap.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Orakoğlu'ndan Şok Açıklamalar!

İstihbaratçı Bülent Orakoğlu'ndan flaş açıklamalar: 'Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon’un kurdurduğu naylon terör örgütleridir’
TRT Haber’de Kozmik Oda programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu'nun açıklamalarının satır başları:

-‘Hizbullah’ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir’

-‘İzzettin Yıldırım’ı sorgulayan ve öldüren Velioğlu değil Yeşil!’

-‘Yeşil hala yaşıyor ve aktif, bir odada su ve ekmekle 5 yıl yaşar’

-‘Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon’un kurdurduğu naylon terör örgütleridir’

-‘Hizbullah 2000 yılında silahlarını askeri bölgelere gömdü’

-‘Hizbullah tahliyeleri demokratik açılım sürecinde Güneydoğuda kaos yaratmak amacı ile yapıldı’

-‘Hizbullah hala korunuyor...Tahliyelerinde sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapılar var’

-‘Liderlerinin tahliyesi ile Hizbullah’ın içindeki liderlik mücadelesi bitirildi’

-‘Hizbullaha yönelik operasyon yapılmasına engel olan Mehmet Ağar’dır’

-‘Uğur Mumcu’nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis’e aktarması hayatına mal oldu’

-‘90’lardaki cinayetlerin hepsi tek bir merkezden yönetildi’



TRT Haber’de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, Rıdvan Memi’nin sorularını yanıtladı. Orakoğlu’nun programda söyledikleri çok tartışılacak, işte o açıklamalar :



‘Hizbullah’ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir’

“Arif Doğan’ın ifadelerine bakarsanız Hizbul-Kontr değil mi? Yeşil bugün muhakkak ki Jitem’in çok önemli unsurlarından bir tanesi. Şu ortaya çıkıyor burada, Hizbullah’ın nerede eğitildiği. Bu kadar vahşi, İslam diniyle bağdaşmayan zaten Hizbullahçılar dikkat ederseniz biz bunu yapmadık, devlet yaptı üzerimize attı filan gibi şeyler söylüyorlar. Ama netice itibariyle bu Hizbullah’ı kimleri eğitti ? Şimdi bunları eğiten yani Yeşil ve emrindeki bir ekip olduğunu düşünüyorum ben. Burada Hizbullah’ı eğiten bu gruptur diye düşünüyorum. Bu bakımdan çok ciddi bir şey kurmuşlar.”



‘İzzettin Yıldırım’ı sorgulayan ve öldüren Velioğlu değil Yeşil!’

“Hüseyin Velioğlu öldürüldüğünde, Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım da bir evde öldürülüyor ve evde ölü bulunuyor. Bu mezar evler hani çıkıyor ya.Benim tahminim birkaç gün önce öldürüldü, hatta operasyondan sonra öldürülmüş olabilir. Bu işte de ben, Yeşil’in olduğunu tahmin ediyorum.

Rıdvan Memi: Operasyondan sonra İzzettin Yıldırım’ın öldürülmesinde..

Bülent Orakoğlu: Tutuklu zaten Hizbullahçılar tarafından. Orda ki mezar evlerden birinde infaz edilerek zaten kasete sorgusu alınıyor ya.

Rıdvan Memi: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın olabileceğini söylüyorsunuz ?

Bülent Orakoğlu: O süreçte İzzettin Yıldırım’ı sorgulayan ve öldürenin o olduğunu düşünüyorum,evet.”

‘Yeşil hala yaşıyor ve aktif, bir odada su ve ekmekle 5 yıl yaşar’

Rıdvan Memi: Yeşil’in hala aktif olduğunu düşünüyor musunuz bugün?

Bülent Orakoğlu: Ben hala yaşadığını düşünüyorum. Aktif yani, bu görev vermeyle ilgili. Çünkü dikkat ederseniz bugün dünyada bu tür terör örgütlerinde tetikçilik yapan insanlar bazen piyasadan çekilebilir, uykuya dalıyor denilebilir. Yeşil çok disiplinli bir kişi. Mesala kendisinin şöyle bir şeyi var; bir oda, bir su ve ekmek ver 5 yıl buradan çıkma de çıkmaz bizim tespitlerimize göre.

‘Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon’un kurdurduğu naylon terör örgütleridir’

“Bugün mesala Ergenekon ilk iddianameye baktığınız zaman bu Ergenekon örgütünün kurduğu naylon terör örgütlerinden bahsedilir. Bu naylon terör örgütleri içerisinde; Hizbullah vardır, PKK vardır, Dev SOL vardır. Daha sonra gelişen şartlar içerisinde dini motifler kullanan bazı örgütlerde buna ilave edilmiştir.”

‘Hizbullah 2000 yılında silahlarını askeri bölgelere gömdü’

“Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirildikten sonra Türkiye’de yapılan operasyonlarda örgüt silahlarını gömdü. Hatta bu silahların askeri bir takım bölgelere gömüldüğü söyleniyor, askeri bölgelere girip ihbar filan olmadıkça arama filan yapamazsınız. Hüseyin Velioğlu öldürüldükten sonra Türkiye’de şöyle yanlış bir imaj doğdu, iş bitti.. Belli şartlar oluşmadan bitmez..”

‘Hizbullah tahliyeleri demokratik açılım sürecinde Güneydoğuda kaos yaratmak amacı ile yapıldı’

Son tahliyelerin de konuşulduğu Kozmik Oda’da, Bülent Orakoğlu’nun söyledikleri çok çarpıcıydı : “2007 Ergenekon operasyonları, Türkiye’nin çok büyük operasyonları. Tabiri caizse Türkiye’deki bütün çeteleşmiş yapılar temizleniyor. Ergenekon’dan bir takım insanlar cezaevinde bulunuyor. Şimdi kamuoyunda şu dillendirilme yapılacaktı ve oldu, şu kadar insanı öldürmüş insan serbest kalıyor, Ergenekon’da kitap yazmış ya da darbe yapıcam diyen insan içerde duruyor. Ergenekon operasyonları etkisizleştirilmek istenecek bu bir. İkincisi kısaca söyleyeyim, demokratik açılımla ilgili bu bırakılmalar ciddi anlamda Güneydoğu’yu karıştırmak, kaos yaratmak için yapıldı.”

‘Hizbullah hala korunuyor...Tahliyelerinde sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapılar var’

Rıdvan Memi’nin terörle mücadelede 93 konseptinin sona ermesine rağmen Hizbullah’ın korunmaya devam etmesine ilişkin sorusuna Bülent Orakoğlu yanıt verirken bu korumanun halen de devam ettiğini söyledi ve bugünkü tahliyelere ilşkin şu diyalog yaşandı

Bülent Orakoğlu: Ama bunda ne AK Parti’nin ne de yargının değil, sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapıların etkisi var.

Rıdvan Memi: Hala görevdeler ve hala aktifler?

Bülent Orakoğlu: Tabii.

‘Liderlerinin tahliyesi ile Hizbullah’ın içindeki liderlik mücadelesi bitirildi’

“Hizbullah’ın içerisinde bir eski-yeni mücadele yani eski kuşakla yeni kuşak diye bir mücadele vardı. Çünkü şöyle, Hüseyin Velioğlu tek lider, mutlak liderdi. Orda şura mura, örgütsel yapının gerektirdiği bir komuta zinciri içerisindeki bu örgüt için söylüyorum bir takım yapılanmalar vardı ama her şey Hüseyin Velioğlu’ydu. Hüseyin Velioğlu’ndan sonra gençler ayrı bir şey yani Hizbullah örgütü içerisinde ve eski kuşaklarda ayrı bir takım stratejiler.

Rıdvan Memi: Tahliyelerin bununla ilişkisi?

Bülent Orakoğlu: Tahliyelerin bununla ilgisi şu, liderler bırakılınca Hizbullah’ın içerisindeki liderlik çatışması bitiriliyor. Onu söylemeye çalışıyorum.”

‘Hizbullaha yönelik operasyon yapılmasına engel olan Mehmet Ağar’dır’

Rıdvan Memi: 2000 yılına kadar Hizbullah’a aktif bir müdahale görmüyoruz, neden?

Bülent Orakoğlu: Bu konu, aslında olayın perde arkasını bilmeyenler için konuşuyorum yani, PKK’yla mücadele ettiği için. Güvenlik güçlerimizin bu Hizbullah’ı koruduğu yıllar... Hatta Mehmet Ağar o zaman Emniyet Genel Müdürü, Mehmet Ağar’a bir mektup geliyor. Hizbullah’ın üst düzey seviyesinden biri mektup yazıyor, Genel Müdürlüğe geliyor. Orada Mehmet Ağar, örgütün, güvenlik güçlerine saldırmadığı yani PKK’ya saldırdığı gibi bir şeyi ortaya koyuyor. Böyle bir cevap veriyor. Mehmet Ağar’da bunu kendi kafasından yapmıyor muhakkak ki. Bir operasyon yapılmasına gerek yoktur gibi bir cevap veriyor. Çünkü mektubu yazan Hizbullah’ın o süreç içerisindeki faaliyetlerini çok açık bir biçimde anlatıyor.”

‘Uğur Mumcu’nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis’e aktarması hayatına mal oldu’

“Uğur Mumcu çok önemli konular araştırmıştır. PKK meselesi, Öcalan’ın devletle olan ilişkileri, arkasından Hizbullah’ın devletle olan ilişkileri. Türkiye’nin bazı büyük olaylarda mesala Mossad gibi yabancı gizli servislerin Türkiye’deki rollerini araştıran bir kişiydi. Buna daha çok ciddi 10-15 tane madde sayabiliriz buna. Şimdi Uğur Mumcu’ya gene böyle bir dosya geliyor. Bu dosya geldiği zaman kendisi bakın bu dönemde çok tabu olan konu araştırarak bir gazeteci bunlardan dehşete düşüyor. Çünkü yaptığı hareketlerden bunu anlıyoruz yani. Ve hemen sayın Cumhurbaşkanı’nı arıyor. Turgut bey yok o anda emir subayı, orda kim çıktıysa onla görüşüyor.Cumhurbaşkanının Türki Cumhuriyetlerde olduğu söyleniyor. Sonra dönüyor sayın Eşref Bitlis Paşa’yı arıyor. Bence hayatına mal olacak bir hata yapıyor. Kendisine gelen dosyayla ilgili bir takım şeyler anlatıyor Bitlis Paşa’ya. Anlatınca muhakkak ki Uğur Mumcu izlenen bir kişi. Bu izlenmeler yanlış anlaşılmasın devlette izleyebilir kanuni olarak, başka örgütlerde, gizli servislerde izleyebilir basit bir şey çünkü ve izleniyor. Uğur Mumcu hepimizin bildiği gibi arabasına biniyor ve uçuyor. Aradan belli bir süre geçtikten sonra Eşref Bitlis’in uçağı kaza olarak düştü, ondan sonrada Turgut Özal’ın vefatı bu üç aylık bir süredir yani bu saydıklarımız”

‘90’lardaki cinayetlerin hepsi tek bir merkezden yönetildi’

“Türkiye’de bilhassa 90’lı yıllarda meydana gelen toplumsal olarak hem de kamu vicdanını rahatsız etmiş faili meçhul belki tetikçisi çıkmış ama fakat bunun arkasındaki emri veren beyin irade çıkmadığı için bunları söylüyorum. Bazılarında hiç yakalanamamış. Bunlarının hepsinin bir merkezden yapıldığı çok açık.”

O fotoğraf skandalı katladı



Adem Yavuz Arslan'ın kaleme aldığı kitaptaki bu fotoğrafın şifresi çözülüyor.

19.01.2011,12:19:26


Adem Yavuz Arslan'ın yazısının ilgili bölümü;

Kitapta Ali Öz ile Veli Küçük'ün fotoğrafını yayınladım. O fotoğraf önemliydi çünkü Küçük, Dink'i tehdit eden kişi olarak biliniyor. Yargılamalarında boy gösteriyor, Dink'i afişe etmekle itham ediliyor. Fotoğraftaki diğer kişi ise Dink'in öldürüleceği istihbaratını aldığı halde gereğini yapmamakla itham ediliyor.

Bu yüzden ekibiyle birlikte hâlâ yargılanıyor.

Bu ilişkinin fotoğrafını hangi gazeteci bulursa üzerine atlar. Kaynaklarım o fotoğrafın Trabzon'da çekildiğini söylüyordu. Mantıklı bir tezdi çünkü Veli Küçük, Giresun'da bölge komutanlığı yaptı, bölgeyle ilişkileri güçlü ve en önemlisi kitaba da koyduğum ifadelere göre Trabzon'a gelip gidiyordu.


Bu fotoğrafın arşivde olduğu kesin. Bu durumda iki alternatif var. Ya cinayetten önce ya da sonra.

Bendeki bilgi cinayetten önce olduğu yönündeydi. Trabzon'daki ziyaret teşvik anlamına gelirdi. Fakat Jandarma'nın resmi açıklamasına göre o fotoğraf Bilecik'te çekildi. Bu daha kötü. Çünkü bu ziyaret yapıldığı zaman Dink öldürülmüştü. Üstelik Trabzon Jandarması'nın açık ihmali belgelenmiş, 2 Nisan 2007'de yargılanmalarına izin verilmişti. Yani Dink'i tehdit ettiği belirtilenVeli Küçükiradi olarak Dink'i korumayan Ali Öz'ü ziyarete gidiyordu.

Üstelik teamüller gereği bu tip ziyaretler 'geçiyorken' yapılmaz. Randevusu, onayı vardır. Yani bu ziyaret bir nevi destek mesajı anlamına gelir.

O yüzden jandarmanın açıklaması aslında skandalı katlamış oldu.

Soruşturulan bir isim, tehdit etmekle itham edilen ismi törenle karşılamış oluyor. Fotoğraf arşive kaldırılıyor. Bunca zaman da kimse Ali Öz-Veli Küçük ilişkisini sorgulama ihtiyacı hissetmiyor.

Bir gariplik de şurada.

Star ilk gün fotoğrafı manşet yaptı. Taraf'ı, Yeni Şafak'ı, Zaman'ı kitaptan çarpıcı yerleri sayfalarına taşıdılar. Kitaba ve fotoğrafa ilgi göstermeyenler jandarmanın açıklamasınıinternetsitelerinde manşete çektiler. Peki okur demez mi 'bu konu nedir' diye. Haberi vermeyip 'düzeltme'yi haberleştiriyorsun.

Sonuçta o fotoğrafın Trabzon'da değil de Bilecik'te olması işin özünde bir sapmaya yol açmaz. Çünkü o fotoğraf Küçük ile Öz arasındaki yakınlığın belgesi. Yeri sadece detaydır.

Cinayetten sonra iradi olarak yapılan bu ziyaret 'destek' anlamına gelir. Siz öyle değil deseniz de öyle anlaşılır.

ADEM YAVUZ ARSLAN - BUGÜN

10 Ocak 2011 Pazartesi

Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar -

Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar Muhteşem Yüzyıl'da tarihi hatalar
Tepkilerin gölgesinde yayına giren Show'un yeni dizisi 'Muhteşem Yüzyıl'a tarihçilerden de eleştiri geldi.


Tarihçilerin Muhteşem Yüzyıl dizisinde dikkat çektiği maddi hatalardan bazıları şöyle:
Olaylar 1520'de geçmektedir. Oysa Topkapı Sarayı'na haremin gelmesi 1540'ta başlar. Bu tarihten önce harem, Beyazıt'taki Eski Saray'daydı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos seferi için 200 parça kalyon hazırlandığı söyleniyor. Osmanlı'da ilk harp gemisi 1644'te inşa edilmiştir.

16. yüzyılda adına Avrupa denilen müstakil bir coğrafya yoktu. Bu kavram 18. yüzyıldan sonra aydınlanma döneminde ortaya çıktı.

Hareme kızlar, seçilerek alınır, ardından çok ciddi bir eğitimden geçirilirdi. Başta örf-âdet olmak üzere İslami ilimler ile kabiliyetlerine göre birer sanatta yetiştirilirlerdi.

Dizideki harem halkının davranışlarının, asırlar boyunca süzülerek gelen 'saray terbiyesi ve nezaketi'yle alâkası yok.

Harem halkının muhafazasını sağlayan ve dışarıyla ilişkilerine yardımcı olan harem ağaları, binanın dışında kendilerine ayrılan nöbet yerlerinde beklerdi. Harem ağaları da aynı terbiye ile yetiştirilirdi.

Dizideki oryantal oyunlar ve müzik, Osmanlı eğlence anlayışı ve musikisini yansıtmıyor.

Babasının cenazesi ortadayken bir padişahın eğlence düzenlemesi inandırıcı değil.

Kostümler Osmanlı'dan çok İngiliz dizisi Tudors'tan alıntı gibi...

Osmanlı geleneğinde padişahın huzuruna baş açık çıkılmazdı. (Milliyet)