Photoshop Tips - Create a Vignette Effect photo photo Komik Anlar Örümcek ağacı!    Amber palace, jaipur golden palace, bangkok grand palace, bangkok Floating market, Bangkok Nepali smiles, kathmandu travel Budhist prayer tomb, Tibet travel A view of Kathmandu, nepal travel Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleri Dünyanın en ilginç masa üstü tepeleri-resimleriWillow tree with trunk and leaves Two tiny snails on a brick wall Two snail's having sexual intercourse. two dead birds in road wpe935f662.jpg Leewardside.jpg Teasle.jpg Tracks.jpg Gutterpress!.jpg RHdownabit!.jpg Image:Petermann_Island.jpg Image:Antarctica  Seattle to McMurdo.jpg Image:Antarctica Trip 2001 cold.jpg Image:Antarctica Trip 2001 archway.jpg TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı  TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı TEM'in ankara-istanbul yönü 3 saat kapandı      İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri İshakpaşa Sarayından kartpostallık görüntüler-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abant beyaza büründü-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri Abdullah Gül Dolmabahçede-resimleri  Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri News image Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Avrupa kara teslim-resimleri Rüyaları gerçeğe dönüştü-resimleri         
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2011 Cumartesi

Basılmamış kitaba eza... Satılmamış kitaba ceza!

Biz, bu “filmi” çok gördük... Bugün; “Basılmamış kitaba baskın” diye “manşet” ve “çığlık” atanlar, dün, “yapılmamış bir basın toplantısı” hakkında “Yalan Rüzgârı” diyerek, “yargısız infaz” yapıp, “28 Şubat darbesine çanak tuttuklarını” unutmasınlar!..



Hasan Karakaya
Yazı Boyutu:  A  A  A


Biz, bu filmi çok gördük!..

Bugün; “Basılmamış kitap avı” diye gürültü koparanlar, 28 Şubat sürecinde yapılan“irticacı(!) avı”na hiç seslerini çıkarmamışlardı!..

Biz, bu filmi çok gördük!..

Bugün; “Basılmamış kitaba imha” diye cayırtı koparanlar; “makatlarına süngü” takılarak,“cephe cephe dolaştırılacak gazeteciler” için; değil “dil”lerini, “kıl”larını dahi kıpırdatmamıştı!..

Tam aksine, kovmuşlardı onları!..

Biz, bu filmi çok gördük!..

Bugün, “Basılmamış kitaba sansür” diyerek ortalığı velveleye verenler, bir zamanlar “düşünülmemiş düşünceler”e ve “görülmemiş rüyalar”a bile soruşturma açıldığında, dut yemiş bülbül kesilmişlerdi!..

Şimdi, iktidarda AK Parti var ya, vur abalıya!.. Nasıl olsa AK Parti kaldırır!..

Biz, bu filmi çok gördük!..

Bugün; “Basılmamış kitaba idam” diye başlık atanlar, dün, bu ülkenin, hem de “kadın bakanı” için “general”ler tarafından söylenmiş; “Söyleyin o kadına, onu Kızılay’da yağlı kazığa oturturuz” tehdidi üzerine “gık”larını bile çıkarmamıştı!..

Biz, bu filmi çok gördük!..

Bugün; “Basılmamış kitap suç delili oldu” diye bas bas bağıranlar, dün; bırakın “işlenmiş bir suç”u, henüz“beynin kıyısından-köşesinden geçmemiş bir düşünce” için bile “dâvâ”lar açıldığında tek satır yazı yazmamış, tam aksine “yargısız infaza destek” vermişlerdi!..

Onun içindir ki;

“Ahmet Şık’a destek” verme amaçlı haber ve demeçleri hiç de “şık”, hiç de “samimi” bulmuyorum!..

“O kafa” hiç değişmedi!..

O kafa; dün de “benim teröristim iyidir” diyordu, bugün de!..

O kafa; “Öteki” saydığı insanlara dün de “mesafeli”ydi, bugün de!..

O kafa; “ayrımcılık” yaptığı insanların “imha” edilmesini dün de istiyordu, bugün de!..

Hadi, gerisini boşverin;

Bugün Başbakan olan Tayyip Erdoğan hakkında; “Siyasî hayatı bitti!.. Muhtar bile olamaz” diyen bunlar değil miydi?..

Bugün kalkmışlar;

“Kitaba özgürlük” istiyorlar!..

Peki, Yüce Allah’ın “Kur’an-ı Kerim”i de bir “kitap” değil mi?.. Peki, “Allah’ın kitabı”nı öğrenmek isteyen insanlar “jandarma baskını”na uğradığında, Kur’an öğreten hocalar dipçik darbeleriyle yere serildiğinde sizler nerelerdeydiniz?..

Hadi “kelâm”larınız boğazınıza kaçtı diyelim, peki “kalem”leriniz nereye kaçmıştı?!?..

Ulan, bu ülkede, “Allah’ın kitabı” olan Kur’an-ı Kerim’ler; evlerden tek tek toplanıp, “köy meydanları”nda cayır cayır ateşe verildi, üzerlerinde ter ter tepinildi de, siz o “millî şef”lerden hâlâ övgüyle söz etmiyor musunuz?..

SATILMAMIŞ KİTABA CEZA!

Şimdi kalkmış; “Basılmamış kitaba baskın”dan şikâyet ediyorsunuz... Sorarım size; “Basılmış kitaba baskı”yı niye hiç görmüyorsunuz?..

Önceki gün de yazdım;

Araştırmacı-yazar Süleyman Yeşilyurt tarafından kaleme alınan ve “100 bin adet” basılan “Çarkçı Kemal” adlı kitap hakkında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “tam 100 bin liralık tazminat dâvâsı” açıldı, haberiniz var mı?..

Kılıçdaroğlu, o kadarla da yetinmemiş!..

“100 bin” kitap, “14 TL”den “1 Trilyon 400 milyar lira” yapıyor ya; işte bunun parasını da istemiş Süleyman Yeşilyurt’tan!..

Siz, kalkmış;

“Basılmamış kitap” hakkında cayırtı koparıyorsunuz, Kemal Kılıçdaroğlu ise, henüz “satılmamış kitap”ların parasını istiyor, haberiniz var mı?..

Ama, nereden haberiniz olacak?..

Çünkü siz, sadece “kendi adamlarınızı” bilir, sadece onlar için “cazgırlık” yaparsınız!..

Süleyman Yeşilyurt umurunuzda mı?..

Adamcağız, hem “100 milyar lira tazminat” ödeyecek, hem de; henüz “satılmamış” kitabın geliri olacak “1 Trilyon 400 milyar lira”yı, yani “toplam 1.5 trilyon”u ödeyecek!..

Neee, hâlâ “kitaba özgürlük”ten mi bahsediyorsunuz?.. O halde, “satılmamış kitap”tan istenen parayı da yazın!..

Dahasını da söyleyeyim;

Bay Kemal Kılıçdaroğlu, “kitabın toplatılması”nı da istemiş, iyi mi?!?.. Toplatıp, herhalde yaktıracak!..

Hadi, bunu da yazın!..

Ergenekon savcıları kitap toplatınca “tu kaka” oluyor da, Kılıçdaroğlu toplatınca “cici” oluyor, öyle mi?..

Tükürürüm böyle “kafa”nın içine!..

GAZETECİ “AJAN” DA OLABİLİR!

Sizler Ahmet Şık’la meşgul olurken, ben size İklim Bayraktar mı, İklim Kaleli mi; “kaç soyadı” ve “kaç işi”olduğunu bilmediğim kadın hakkında yazılanlardan bir pasaj aktarayım.

Önceki gün, Rıza Zelyut yazmış:

“Anlaşıldığı kadarıyla CHP’ye karşı kurulan tuzakta Oda TV’de çalışan İklim Bayraktar Kaleli isimli o sarışın kadın kullanılmış.

Bu kadın; cazibesini de kullanarak ve gazeteci kimliği arkasına saklanarak CHP’nin içine sızmaya kalkışmış.

(...)

Bu İklim Bayraktar Kaleli’nin önceki vukuatını da bilirsiniz. Basına yansıdığına göre; CHP Milletvekili Muharrem İnce, güya içkili içkili bunun evine gelmiş; kendisine Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili gizli bir belge vermek istemiş; falan...

Kısaca özetlediğim bu haberler bir gerçeği gösteriyor:

İklim Bayraktar Kaleli; Oda TV’ye gazeteci gibi girmiş.

Amma kendi deyişi ile ‘büyük balık yakalayıp ilgilisine teslim etmek’ için çalışmış.

Bu süreçte de CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu tuzağa düşürmek için uğraşmış.

Bunu beceremeyince de kızmış gibi görünerek sağla solla konuşmuş; komployu bu haliyle olsa bile harekete geçirmiş.

(...)

Oda TV’deki bu ajan gazeteci, soruşturmadan sonra serbest bırakılmış.”

Dikkat ederseniz;

Rıza Zelyut, İklim Bayraktar’la ilgili olarak; “Gazeteci kimliğinin arkasına saklanmak!.. Cazibesini kullanmak!.. Gazeteci gibi!.. Ajan gazeteci” ifadelerini kullanmış!..

Demek oluyor ki;

Bir kadın veya erkek, pekalâ “ajan gazeteci” olabilirmiş!.. Yani, “yazı” veya “kitap” yazan herkes “gazeteci”demek değildir!..

Kimi “ajan”dır,

Kimi de “provokatör!”

Bir ayrıntı daha;

Bu son baskınlarda adı geçen “3 kişi” de “Oda TV kaynaklı” isimler!..

Soner Yalçın, Ahmet Şık ve de İklim Bayraktar Kaleli... Üçü de Oda TV’den!..

Peki, İklim Bayraktar bir “ajan” ise, Ahmet Şık’ın “şık biri” olduğu söylenebilir mi?.. Ya “ajan”dır, ya“provokatör”, ya da “gazeteci!”

Acaba “şık”lardan hangisi?..

Başbakan Erdoğan, öyle dedi ya;

“Bunlar benim konum değil. Bunların tamamı yargının konusudur... Yargı bu süreci, devam ettirdikleri sorgulama süreci içerisinde, biliyorsunuz ellerindeki bulgular, belgeler sebebiyle devamlı ne çıkıyorsa bunun üzerine gidiyorlar.

Bunlar, durup dururken olan şeyler değil. Demek ki her araştırma, yeni bir araştırmayı, yeni müdahaleyi getiriyor ve yargı da buna göre adımlarını atıyor.

Yani bunun yürütme olarak bizlerle ilgili bir yanı yok. Bunları biz çıkarmıyoruz, bunları yargı çıkarıyor.”

Demek oluyor ki; bu iş, “Hükümet”in değil, “yargı”nın yürüttüğü bir süreç!..

“28 Şubat Süreci”nde, polis ve jandarmanın “irticacı(!) avı”na çıktığı, “Kur’an kurslarına baskın” düzenlediği, Erdoğan’ı “muhtar bile olamayacak” hâle düşürdüğü günlerde; “Ehh, ne yapalım?.. Bunlar yargının kararı!.. Herkes bağımsız yargıya saygı göstermelidir” diyenler, lütfen o sözleri “şimdi” de söylesinler ve “yargıya saygı”göstermeyi öğrensinler!..

Hükümete “çamur” atacaklarına, “soruşturmanın neticesi”ni beklesinler!..

Bakalım, daha neler çıkacak?..



Kemal Bey’in istifası!

Malûm, “milletvekili aday adayı” olmak isteyen “kamu görevlileri”nin, bulundukları “görev”den “istifa”etmeleri gerekiyor...

Bizler de; “Kimin, hangi parti sempatizanı” olduğunu böylece öğrenmiş bulunuyoruz... Gördünüz işte; ne kadar“kararları tartışmalı hakim ve savcı” varsa, CHP’den aday adayı oldular!.. Görev yaptıkları esnada “bağımsız”zannettiğimiz isimler, meğer “CHP’ye bağlı” imiş!..

Her neyse... Bu “aday adaylığı” vesilesiyle, “kulis”lerde ve “gazeteciler” arasında konuşulan “en revaçtaki espri” neymiş, biliyor musunuz?

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun istifası!”

Anlatılanlara göre; Bay Kılıçdaroğlu, “milletvekili aday adayı” olabilmek için, “CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa”etmiş!..

Sormuşlar; “Niye istifa ettiniz?”

Bay Kılıçdaroğlu cevap vermiş;

“CHP, bir devlet partisidir... Bu partinin başında olduğuma göre, ben de bir devlet görevlisiyim!..

Aday adayı olabilmem için, istifa etmek mecburiyetindeydim, ben de istifa ettim!..

Benim adım Kemal!.. Ben yasalara saygılı bir adamım!!!”

Günahı, anlatanların boynuna!..

17 Mart 2011 Perşembe

ŞOK DİYALOGLAR!


Kaset skandalı sonrası istifa eden CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın İklim Bayraktar’ı cep telefonundan defalarca aradığı, Bayraktar’ın Baykal’dan gelen çağrıların bir kısmına hiç cevap vermediği, cevap verdiği çağrılarda ise ikili arasında taciz dolu diyaloglar geçtiği ortaya çıktı.


MURAT ALAN / İSTANBUL


İklim Bayraktar’ın ortaya çıkması durumunda Deniz Baykal’ın insan yüzüne çıkamayacağını öne sürdüğü dinleme kayıtlarına Akit ulaştı. Kaset skandalı sonrası istifa eden CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Bayraktar’ı cep telefonundan defalarca aradığı, Bayraktar’ın ise Baykal’dan gelen çağrıların bir kısmına hiç cevap vermediği, cevap verdiği çağrılarda ise ikili arasında tacizle dolu konuşmalar geçtiği ortaya çıktı. CHP içerisinde Deniz Baykal’ı devirmek isteyen ekibin bu durumu kendi lehlerine kullanacaklarını haber alan Deniz Baykal’ın Bayraktar’ı aramaktan vazgeçtiği, ‘CHP’ye büyük bir komplo kurulmak isteniyor’ şeklinde açıklama yapmaya başladığı belirtiliyor. ‘Taciz-tuzak’ olayının CHP’li Muharrem İnce’nin Odatv muhabirinin kapısına dayanmasından bir hafta kadar önce yaşandığı iddia ediliyor.


“GÖZÜMÜ AYIRAMADIĞIM BAYAN GAZETECİM”


İklim Bayraktar’ın mahkeme kararıyla dinlenen telefonunu arayan Deniz Baykal, Bayraktar’ı şok edecek tekliflerde bulunuyor. Deniz Baykal’ın CHP Genel Merkezi’nde görüştüğü İklim Bayraktar’a telefonda “Merhaba İklim, Oda TV’den misin, gözlerimi ayıramadığım bayan gazeteci mi yani” dediği belirtiliyor.


İklim Bayraktar’ın soruşturma kapsamında dinlenen telefonunu arayan Deniz Baykal’ın “Güzel İklim nasılsın, bana gelsen bir görüşsek birlikte havuza girsek. Senden bugün telefon bekliyorum, ev numaram xxx bu hat temiz buradan arayabilirsin, gel havuza gireriz yüzeriz birlikte” dediği, Bayraktar’ın ise açık tacizi önce geçiştirmeye çalıştığı ancak, tacizin artması üzerine “Siz aklınızı yitirmişsiniz. Böyle bir şey olamaz” dediği kayıtlara geçti.


İklim Bayraktar’ın olumsuz tepki vermesine rağmen Baykal’ın “Gözlerine ve güzelliğine kapıldığım gazeteci. İklimcim canım benim. Bizim eve geçelim. Seninle yüzelim, güzel yemeğimizi yiyelim…” dediği ifade ediliyor. Bu görüşme sonrası harekete geçen Odatv muhabirinin Kemal Kılıçdaroğlu’na durumu kelime kelime anlattığı, Kılıçdaroğlu’nun ise rezalete duyarsız kaldığı vurgulanıyor.


BAYRAKTAR, BAYKAL İÇİN “İNSAN


İÇİNE ÇIKAMAZ” DEMİŞTİ


İklim Bayraktar, Savcı Zekeriya Öz’e verdiği ifadesinde de eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın CHP Genel Merkezi’ndeki odasında 45 dakika boyunca kendisini elle ve sözle taciz ettiğini, taciz iddialarını başta Gürsel Tekin ile Kemal Kılıçdaroğlu’na anlattığını, Kılıçdaroğlu’nun ise kendisine “kaydet getir” dediğini iddia etmişti. İddiaların medyada yer alması üzerine ise Deniz Baykal, taciz iddialarını reddetmiş, hatta İklim Bayraktar’ın kendisini taciz ettiğini savunmuştu. Baykal’ın karşı taciz iddiası üzerine bir televizyon programına katılan İklim Bayraktar, “Ses kayıtları ortaya çıkarsa Baykal insan içine çıkamaz” şeklinde açıklamalar yapmıştı.


BAYKAL’IN AVUKATI


KONUŞMADI


CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın avukatı Muzaffer Yılmaz, iddia edilen telefon görüşmeleri ile ilgili sorularımızı cevaplamaktan kaçındı. Yılmaz, ofisine not bırakmamıza ve haber çalışması hakkında bilgi vermemize rağmen geri dönüş yapmadı.


=============


SONER YALÇIN DA HABERDAR!..


İklim Bayraktar; Deniz Baykal’la yaptığı telefon görüşmesinin ardından Soner Yalçın ile yaptığı telefon görüşmesinde de taciz iddiasını bütün detaylarıyla anlatmıştı. Bayraktar ile Soner Yalçın arasında geçen taciz iddiası diyaloğu şöyle:


S.Y.: Şu nedir bu olay? Olayı anlat bakalım bana.


İ.B.: Aman yani ne olursunuz ya, yani neyini anlatayım? Utanç verici bi durum.


S.Y.: Ne yapıyor peki? Eliyle meliyle mi bir şey yapıyor yani? Adi, kafayı mı yemiş bu ya...


İ.B.: Evet, elle ağızla... Zor attım bak. Şimdi size bir şey diyeyim mi bu görüşme, bu görüşme yani başka bi yerde olsaydı ben kıyameti koparırdım ama Meclis’te ve odasındaydım. Güvenlikle beni dışarı attırsa rezillik. Der ki bana tacizde bulundu. Ya ben bak hayatımda yani böyle şeyler yaşanır Soner bey çok yaşadım. Ben çok işsiz kaldım. Hani güzelliğim benim işimin önüne hep geçti ama şu vardır…


Aleni yaptı ki ben dondum kaldım, dedim bak tek şunu diyebildim kafanız güzel mi dedim sizin ya adama inanabiliyor musun kafan güzel mi senin dedim ya bunu diyebildim ve hâlâ diyor ki hayır sen diyor sen diyor çok fevrisin şu an böyle düşünme diyor.

16 Mart 2011 Çarşamba

Geçmişiyle yüzleşmek Türkiye’nin çıkarınadır


Cumhurbaşkanı, “Ergenekon ve Balyoz süreci iyi takip edilmeli. Yaşananlar normalleşmedir. Geçmişte neler yaşandığını biliyoruz. Kimse başını kuma gömemez” dedi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ergenekon ve Balyoz davası gibi süreçlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirterek “Geçmişte bu ülkede neler olduğunu biliyoruz. Kimse başını kuma gömemez. Yüzleşmek Türkiye’nin çıkarına” dedi. Gül, Çankaya Köşkü’nde STAR Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu’nu kabul ederek yenilenen star’ı inceledi. Önemli açıklamalarda bulunan Gül şunları söyledi: “Türkiye, Ergenekon ve Balyoz gibi süreçleri dikkatle takip etmelidir. Bütün bu yaşananlar bir normalleşme sürecidir ve ülke için çok önemlidir. O bakımdan herkesin çok titiz olması gerekir. Geçmişte bu ülkede neler yaşandığını, neler olduğunu biliyoruz. Kimse başını kuma gömemez. Bu süreçle yüzleşmek Türkiye’nin çıkarınadır ama yapısal değişiklikler gerçekleşirken tabii ki bundan rahatsız olanlar da bulunacaktır.”
Özgür basın ülkenin kredisi
“Özgür basının bir ülkenin kredisi ve demokrasinin gücü” olduğunu anlatan Gül, “Bir ülkede ne kadar çok basın özgürlüğü varsa o kadar zenginlik ve kredibilite vardır” dedi ve şu uyarıda bulundu: “Bununla birlikte basının da çağın gereklerine göre yeniden yapılanmasının gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir Türkiye daha da güçlü olacaktır. Basının denetleme rolü de böylelikle
gelişecektir. Medya kendisini yenilediğinde saygınlığı ve inanılırlığını da artıracaktır. Bununla birlikte sürecin süratli ve titiz bir şekilde yürütülmesi, hukukun da gerektirdiği bir şeydir.”
Partilere anayasa çağrısı
Türkiye’nin 12 Haziran’da genel seçimlere gideceğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, siyasi partilere de şu tavsiyelerde bulundu: “Siyasi partilerin önümüzdeki süreçte programlarını ve yaklaşımlarını halkla paylaşmaları önemlidir. Günlük polemiklerden ve yarın yüzyüze bakamayacakları tartışmalardan ziyade hizmetlerini ve geleceğin Türkiyesine ilişkin görüşlerini paylaşmaları gerekir.”
Türkiye’nin parça parça değil tamamen yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğuna vurgu yapan Gül, “Partilerin de bu süreçte anayasaya dair genel ilkelerini ve yaklaşımlarını kamuoyuna açıklamalarının doğru olacağını düşünüyorum” dedi.
KÖŞK, TÜRKİYE’NİN EN GENÇ REKTÖRÜNÜ ATADI
38 yaşındaki Sedat Laçiner ÇOMÜ rektörü oldu
Cumhurbaşkanı Gül, dün 3 üniversiteye rektör atadı. Gül, Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mustafa Solak’ı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Sedat Laçiner’i, Dumlupınar Üniversitesi Rektörlüğü’ne de Prof. Dr. Ahmet Karaaslan’ı getirdi. 38 yaşındaki Laçiner, Türkiye’nin en genç rektörü unvanına sahip oldu. Laçiner, “Böylesine ağır ve önemli bir yüke beni uygun gördükleri için öğretim üyelerimize, YÖK üyelerine ve Cumhurbaşkanımız’a minnettarız” dedi. 

7 Mart 2011 Pazartesi

Şık ve Şener'e sorulan sorular

Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular Şık ve Şener'e sorulan sorular

Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklanırken bugünkü gazetelere yansıyanlara gören savcılıkta kendilerine 100 yakın soru soruldu.

14 Şubat günü gözaltına alınan H. Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Ayhan Bozkurt isimli şahıslar ve 04 Mart 2011'de sizinle birlikte gözaltına alınan Yalçın Küçük, Kaşif Kozinoğlu, Ahmet Şık, Mümtaz İdil, Çoşkun Musluk, Doğan Yurdakul, Müyesser Uğur, Sait Çakır ve İklim Ayfer kal ile aranızdaki ilişkiyi anlatın?

'Haliçte Yaşayan Simonlar' isimli kitabın Ergenekon terör örgütü tarafından dava sürecinin etkilenmesi, davanın kamuoyunda inanılırlığının ortadan kaldırılması ve referandum sürecinin etkilenmesi amacıyla yazdırıldığı, bu kapsamda sizin de aktif olarak görev aldığınız tespit edilmiştir. 'Haliçte Yaşayan Simonlar' isimli kitabın yazılması ile ilgili sizin ne tür çalışmalarınız oldu? Hanefi Avcı ile nasıl bir işbirliği yaptınız?

-Oda Tv'de bulunan dosyada 'Sabih üstad da İlhan Cihaner olayı kitapta muhakkak işlenmeli diyor. Cihaner'i bayraklaştıralım. Doğu Hanefi'nin ağzından Ergenekon'un boş bir dava olarak anlatılması sağlanmalı, diyor. Doğu'nun çalışmalarından faydalanılmak... Hanefi'ye güvence verilmeli... Kitapta Ergenekon, Cihaner, Balyoz, Poyrazköy gibi operasyonları poliste ve savcıdaki F tipi yaptı vurgusu iyi kurgulanmak... Hanefi'nin böyle değerlendirmesi kamuoyunda ciddi bir etki bırakır.' şeklinde notların yazıldığı tespit edilmiştir. 'Haliçte Yaşayan Simonlar' kitabı incelendiğinde notta yazan hususların kitapta yer aldığı ve belirtildiği şekilde işlendiği görülmüştür. Kitapta bu konularla ilgili kısımları kimler yazdı? Sizin yazdığınız kısım oldu mu? Bu notlar kim ya da kimlerden geldi? Bu notları size kim iletti?

-Haliç'te Yaşayan Simonlar isimli kitabın ikinci bölümünde Hrant Dink'in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak, bu olayın her yönüyle en ince teferruatına kadar araştırıldığı, karanlıkta kalan hiçbir yanının olmadığı belirtilmiştir. Siz ise Hrant Dink davası ile ilgili olarak kitapta belirtilenlerin tam aksi yönde hem yazılı ve görsel basındaki açıklamalarınızda hem de yazdığınız köşe yazıları ve kitaplarda fikir beyan etmektesiniz. Kitapta bu konuda yer alan hususlar ile tamamen farklı görüşe sahip olmanıza rağmen, kitabın piyasaya çıkması ve Hanefi Avcı'nın Devrimci Karargah Terör Örgütü soruşturması sebebiyle gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından, kaleme aldınız köşe yazılarında ve katıldığınız bir çok televizyon programında, kitabın savunuculuğunu yapan açıklamalar yaptığınız görülmüştür. Dolayısıyla kitabın içerisinde tamamen sizin fikirlerinize aykırı görüşler olduğu halde kitabın şiddetli savunucularından olmanız ODATV'de ele geçirilen notlarla birlikte değerlendirildiğinde, bu kitabın ikinci kısmının yazımı aşamasında ciddi çalışmalarınızın olduğunu göstermektedir. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

-Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılan İsmail Yıldız'dan elde edilen 'Kimin hususi yazarı ya da Ahmet KEKEÇ başta olmak üzere tüm Tayyipçi yazarları, entelektüel anlamda düelloya davet ediyorum?!' isimli dokümanın içeriğinde; 'Nedim Şener, Hanefi Avcı'nın, verdiği belgeler üzerinden, kendince bir kitap hazırlatmış. Kitabın içinde de zaten ne kadar başarılı bir istihbaratçı olduğunun altını çizip, Nedim Şener aracılığı ile kendi kendisine övgüler düzdürüyor. (...) Kaldı ki, Nedim Şener daha sonra benim verdiğim 'Elkadı' dosyasını da kitap yaptı...' deniyor. İsmail Yıldız'la aranızdaki ilişki nedir? Notta yazdığı gibi Hanefi Avcı ile birlikte kitap çalışması yaptınız mı? Ya da yolsuzluk eksenli yazdığınız kitaplara Hanefi Avcı'nın bir katkısı oldu mu?

İlhan Kesici ile yaptığınız telefon görüşmesinde özetle; Görüşmenin başında Oda TV'de hakkınızda çıkan belgeler ile ilgili bir süre konuştuğunuz ve Soner Yalçın'a dava açacağınızı söylediğiniz, görüşmenin devamında Sizin '...bir gazeteci evinde tek bir CD tutmaz mı bilgisayar bulundurmaz mı? 'Efendim bir hani doküman, çalışma, tutanak' dediğiniz, İ.Kesici'nin 'Hepsini tutar canım olur mu ne gazeteci hepimiz yani' dediği, sizin 'ama bunların hiçbiri hepsini, bakın hepsini çıkardım attım evde bir tane Zeki Müren CD'im bile kalmadı' Bunların hepsini çıkarıp attım bütün bilgisayarları attım efendim, dedidiğiniz... Şayet örgütsel veya illegal bir faaliyetiniz yok ise evinizdeki tüm dijital verileri yok etmenizin sebebi nedir?

-Kimler sizi gelip alacaklar dedi?

-Sabri Uzun ile yaptığınız telefon görüşmesinde özetle; S.Uzun'un 'Kardeş merhaba Sabri Uzun' dediği, sizin 'A merhaba Sabri Bey nasılsınız? Vallahi bugünlerde beni aramak cesaret ister, öyle herkes arayamaz yani' dediğiniz, S.Uzun'un 'Ne oldu sen de mi sanıksın' dediği, sizin 'Yok sanık manık değilim de hayır beni aramak şey ister, mutlaka izliyorlardır, takip ediyorlardır diye' dediğiniz, tespit edilmiştir. Bu görüşmeye bakıldığında, Sabri Uzun ile aranızda karşılıklı çok samimi bir ilişkinizin olduğu anlaşılmıştır. Aranızdaki bu samimi ve yakın ilişkinin, Haliçte Yaşayan Simonlar kitabına benzer yaptığınız kitap çalışmasının Sabri Uzun ismi ile çıkartılmaya çalışılmasındaki rolü nedir?

-Niçin dinlendiğinizi açıklayınız

-Yapılan ihbar ve Oda TV'den elde edilen veriler birlikte değerlendirildiğinde, Ergenekon Terör Örgütü üst düzey yöneticilerinin devam eden dava sürecini etkilemek , Engenekonun boş bir dava olduğunu göstermek için ciddi çalışmalar yaptığı, bu çalışmaların uygulanmasında sizin de aktif olarak görev aldığınız anlaşılmıştır. Bu durumu açıklayınız.

-Baki Özilhan ile yaptığınız telefon görüşmesinde özetle; B.Özilhan'ın 'Ya bir takım şeyleri paylaşmak istiyorum benim bir arkadaşım vardı da izlediği konuyla ilgili bir şeyler aktarmak istiyorum ama ne yapsak nasıl yapsak' dediği, sizin 'Şey konuştuğumuz konuyla ilgili mi' dediğiniz, B.Özilhan'ın 'Bilmiyorum yani ben şeylere çok fazla yani hava durumuna falan çok fazla güvenmiyorum çıkarız tatil yaparız şu olur bu olur gideriz ondan sonra da biliyorsun bu dalga malga hikayesi mavi tur zamanı geçiyor galiba. Yani Dalgaya yakalanmayalım diyorum. dediği, sizin 'Anladım peki siz bana bir öneri söyleyin şöyle yapalım deyin' dediğiniz, B.Özilhan'ın 'Yani ben düşüneyim nasıl yapabileceğimizi nereye gidebileceğimizi. Olmazsa konuşuruz ama sonuç olarak zaten turu düzenleyen arkadaş diyor ki ya çok uygun değil koşullar diyor çünkü ben artık diyor turculuk murculuk yapmıyorum diyor' sizin, 'Anladım bilinen adam ya bu mavi turlar konusunda bilinen adam zaten yani' dediğiniz, B.Özilhan'ın 'Bilinen tanınan bir adam yani kendisini sanki o konuda yeniden sınava gelmiş tabi terfi edip işin başına geçen adam olduğu için' '.. .bunu dinle bir de biz dinleyelim bir de bizim için konuş demek biraz uygun olmayabilir neyse biraz daha şey yapalım da uygun bir şekilde konuşalım' dediği, sizin 'Şey yapalım ya bir arkadaş vardı ya hani mavi turda nereleri uğrancak falan diye elinde şey vardı kadrosu vardı' dediğiniz, B.Özilhan'ın 'Zaten o geldi o geldi bana anlattı dedi böyle böyle diyor dedi ben de onun için yani programı da aksatmayalım zaten ben Ankara'ya da döndüm bir kaç gün Ankara'dayım yarın Deniz beyin grup toplantısı var' dediği tespit edilmiştir. Baki Ozilhanla şifreli bir şekilde yaptığınız bu konuşmayı açıklayınız? Görüşmede 'Yani dalgaya yakalanmayalım' diyerek ne ifade edilmektedir? Görüşmede geçen 'dalga' 'tur' 'turist' ve 'hava durumu' kelimeleri ne anlama gelmektedir?

-Ahmet Şık isimli şahısla aranızdaki ilişki nedir? Bu kitap haricinde başka çalışmalar yaptınız mı? Bu kitap çalışması talimatını kim ya da kimler verdi? Bu kitap çalışmasının amacı ne idi?

-Yine Oda TV'de yapılan aramalar sonucu el konulan dijital verilerin yapılan incelemesi sonucunda 2009 yılında piyasaya çıkarttığınız 'Ergenekon belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat' isimli kitabınızın taslak hali olduğu görülmüştür. *Bu kitabınızın taslak halini Oda TV'den kim ya da kimlere verdiniz? Hangi amaçla verdiniz? Bu kitap çalışmanızda Soner Yalçın ya da Oda TV'nin size herhangi bir katkısı oldu mu?

Uğur Dündar ile yaptığınız telefon görüşmesinde sizin '...ben de şeyle uğraşıyorum şu şey çıkıyo kitap, belki yarın' dediğiniz, Uğur Dündar'ın 'Çıkartmaya karar verdin' dediği, sizin 'Çıktı çıktı abi bitti basıldı yani' dediğiniz, Dündar'ın, 'Allah Allah ulan bize sormadan kitap çıkartıyosun. Bana sorsan ben çıkartma derim. Ama sen de çok acele ettin yani valla bize bile sormadan' dediği, sizin Abi zaten şey arkadaş da sizin tanıyacağınız, zamanı mıydı falan gibi böyle bir şey yapmış ama ama içeriğinden falan haberdar tabi...dediğiniz tespit edilmiştir. Görüşmede geçen kitap konusu nedir? Kitabın içeriğinden haberdar olduğunu söylediğiniz şahıs kimdir?

AHMET ŞIK'A SORULAN SORULAR:

- Gözaltındakilerden kimi tanıyorsunuz?
- ODA TV'den ele geçirilen belgelerden 2011 Haziran'ında yapılacak genel seçimlerden önce örgütün talimatıyla Nedim Şener'le birlikte 'Haliç'te Yaşayan Simonlar' benzeri kitap çalışması içinde bulunduğunuz, bu kitabın da Emniyet Müdürü Sabri Uzun ismiyle yayınlanması için çalışma yaptığınız tespit edilmiştir. Bu kitabın amacı neydi?

- Nedim Şener'le başka çalışma yaptınız mı?
- Soner Yalçın tarafından oluşturulduğu belirlenen 000KITAP.docx isimli word dosyasında 'İmamın Ordusu' başlıklı kitap çalışması olduğu tespit edilmiştir. Sabri Uzun'u tanıyor musunuz? İkna etmek için görüşme yaptınız mı?
- Nedim Şener'le hazırladığınız 'Haliçte Yaşayan Simonlar' kitabına benzer kitap çalışmasını da Haziran 2011 seçimlerinden önce yayınlatmak için çalışmalar yaptığınız anlaşılmıştır. Ergenekon terör örgütünün talimatıyla hazırlanan kitapların referandum ve seçim öncesi çıkartılmaya çalışılmasının amacı nedir?
- 25.02.2011 günü saat 18.54'te A.Şık ile X şahsın telefon görüşmesinde özetle, A.Şık'ın 'Evi ne zaman basacaklar diye bekliyorum' dediği, X şahsın 'Öyle bir şey mi var' dediği, A.Şık'ın 'Dünyadan haberin yok... Nedim beni bana yazdırıyormuş ama bize de Ergenekon yazdırıyormuş kitabı falan filan anlamına gelen bir sürü ...' dediği, X şahsın 'Senin kitabın notlarının bu adamın bilgisayarından çıkması' dediği, A.Şık'ın 'Not bana ait değil. Sanki Ergenekoncular öyle bir not hazırlamış gibi gözüküyor', 'Orada gözüküyor, yani kitabın yanılmıyorsam üç ay önceki hali filan' dediği tespit edilmiştir. ODA TV'de ele geçirilen kitap taslağının üç ay önceki hali olduğunu nereden biliyorsunuz? Bunu yukarıdaki soruda yanıtlamıştım.
- Hazırladığınız kitabın Sabri Uzun ismiyle çıkartılmaya çalışılmasının amacı nedir?
-Oda TV'de ele geçen belgelerden, haziran seçimlerinden önce çıkarmaya çalıştığınız kitabı Oda TV'deki aramalardan sonra bir an önce yayınlamak için faaliyetler yürüttüğünüz anlaşılmıştır. Bunun amacı neydi? (Akşam)

1 Mart 2011 Salı

İsmi duyunca ŞOK OLACAKSINIZ ! - Video


Sincan Eski Belediye Başkanı o zamanın generalinin şimdi yaptığı işi anlattı. HAYRET EDECEKSİNİZ!

01.03.2011,10:24:34



Son Durum'da 28 Şubat'ı anlatan Sincan Eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız zamanın generalleri ile karşılaştığı ortamda yaşadıklarını anlattı. Kendisiyle aynı ortada bulunmaktan rahatsız olduklarını açık açık kendisine söylediklerini söyleyen komutanlar hakkında ilginç bilgiler de veren Bekir Yıldız 28 Şubat'ın en kudretli ve meşhur komutanının şu an hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir işle uğraştığını açıkladı.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bayan subaylara iğrenç tuzak


ADI GEÇEN DELİLLER BİR ADİ'DE ÇIKTI
26 Şubat 2011 Cumartesi, 13:43
Şantaj ve fuhuş çetesinin kullandığı kızlar Deniz Harp Okulu öğrencileri arasından seçilmiş.


Emekli Albay İbrahim Sezer'in ikametinde bulunan belgelerde; Deniz Harp Okulu öğrencisi kızların, kimlere nasıl pazarlandığı iğrenç bir dille anlatılıyor.

Kendilerine proje temin eden rütbelilere sunulmak için tuzağa düşürülecek kızları Deniz Harp Okulu öğrencileri arasından seçen çete, haklarında soruşturma olan öğrencileri tek tek belirleyip zayıf noktalarını kullanarak şantaj yapmış. Şüpheli İbrahim Sezer'den ele geçirilen sandisk marka flash bellek içerisinde yer alan Yekdane Ebru Ercüment'e hitaben yazılmış mektupta kızların nasıl kullanılacağı bütün detaylarıyla anlatılıyor.

ÇİRKİN YÖNTEMLERİ DEŞİFRE EDİLDİ

“Şantaj ve askeri casusluk” iddialarıyla ilgili soruşturma kapsamında 56 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, İbrahim Sezer'in ikametinde bulunan, üzerinde “Ebru Yüzbaşı” ve “Deniz Harp Okulu Kızlar” ibareleri yazılı, mavi renkli föy dosya içerisindeki dokümanlar ve elde edilen dijital verilerde yer alan “Kızlar.doc”, “Sevgili Ebru.doc” ve “Sevgili Ebrul.doc” isimli word dosyalarında Deniz Harp Okulunda okuyan bazı bayan öğrencilerin sicil bilgileri, fotoğrafları, haklarındaki soruşturma dosyaları bulunduğu belirtildi. Savcıların tespitine göre şüpheli Yekdane Ebru Ercüment'in, Deniz Harp Okulunda okuyan bazı bayan öğrenciler hakkında bilgi ve belge toplayarak Sezer'e verdiğinin anlaşıldığı ifade edildi. Yapılan değerlendirmede çetenin öğrencilerin zayıf noktalarını belirlediği, daha sonra bu noktalardan yola çıkarak öğrencileri ağa düşürdüğünün anlaşıldığı kaydedildi.

Şüpheli İbrahim Sezer'den ele geçirilen sandisk marka flash bellek içerisinde yer alan Yekdane Ebru Ercüment'e hitaben yazılmış ‘Sevgili Ebru' başlıklı belgede ise, “Sevgili Ebrucuğum, kızlar hazırlanmış. Ben de hemen Ankara'ya gittim... Sen bazı kızların resimlerini göndermişsin. Halil, seçtiğin ve hazır olan kızları götürecek. Geçen seneki adrese. Sen kızlarla görüş. Adamı nasıl mutlu edeceği konusunda birkaç cd seyretsin. Bütün isteklerine cevap versin. Kimseye anlatmaması gerektiğini söyle. Halil sana para da verecek hemen kızlara verirsin. Paranın tadına alışsınlar iyi olur. Kızlar konuşurlarsa başlarına gelecekleri hatırlatmayı unutma” şeklinde notların bulunduğu, elde edilen verilerin birbirini tamamladığı kaydedildi.

BAĞLANTI AĞLARI DA ÇÖZÜLDÜ

İddianamede Deniz Harp Okulu öğrencilerinin özel hayatları ve cinsel yaşamlarıyla ilgili bilgileri Selin Topal'ın hazırlayarak Yekdane Ebru Ercüment'e verdiği, Ercüment'in de bunları İbrahim Sezer'e gönderdiği ileri sürüldü. Sezer'den ele geçirilen flash bellekte “Swinger” (eş değiştirme şeklinde yapılan fuhuş organizasyonları) adlı dosyanın bulunduğu, dosya içerisindeki verilerin şüpheli Kubilay Şükrü Özdemir tarafından hazırlandığı ileri sürülen iddianamede, Özdemir'in, Sezer'in talimatıyla hareket ederek, örgüt faaliyetleri kapsamında fuhuş amaçlı kadın ayarlanmasını organize ettiğinin anlaşıldığı kaydedildi. Yeni Akit


Albaydan çıkan iğrenç görüntü
Albaydan çıkan iğrenç görüntü
12 Kasım 2010 Cuma, 14:42
TSK personeline kadın pazarladığı iddia edilen “fuhuş çetesi”ne yönelik operasyon kapsamında yapılan aramada şok görüntüler...


TSK personeline kadın pazarladığı iddia edilen “fuhuş çetesi”ne yönelik operasyon kapsamında 3 Ağustos günü Deniz Albay İbrahim Sezer'in Kadıköy'deki evinde yapılan aramada şok video görüntüleri de ele geçirildi.


Aramalarda ayrıca, Binbaşı M. tarafından tutulmuş ve kadınların kimlere pazarlandığını gösteren notlar, Hayat kadınları ve kadın pazarlayıcılarından gelen kürtaj talepleriyle ilgili notlar, Çok sayıda gizli kamera ile çekilmiş cinsel ilişki görüntüleri, Askeri tesislere ait görüntüler, Askeri içerikli gizli belgeler çıktı.

BUNU HABERLEŞTİRMEK BİLE GÜÇ

Ama bir video görüntüsü var ki, bunu haberleştirmek bile güç, ifade etmekte zorlanıyoruz. Öncelikle şunu belirtelim, hotfile adlı bir sitede yayına konulan görüntülerdeki şahsın fuhuş çetesine yönelik operasyon kapsamında muayenehanesinde arama yapılan Kadın Doğum Uzmanı Deniz Tabip Binbaşı Zeki M. olduğu ileri sürülüyor. Zeki M.'nin fuhuşa çekilen yabancı uyruklu kadınların muayenelerini yaptığı, hamile kalan kadınlara kürtaj uyguladığı iddia ediliyordu.

GİZLİ KAMERA İLE KAYIT

Görüntülerde Binbaşı Zeki M. olduğu iddia edilen kişi bir bayan hastasına iğrenç şeyler yapıyor. Bu gizli kaydın bizzat Binbaşı Zeki M. tarafından çekildiği ileri sürülüyor.

“TECAVÜZ EDİYOR”

Görüntülerdeki kişi, ne yaptığını göremeyecek bir şekilde hareketsiz yatan kadına “tecavüz” ediyor.

Kadının bunun farkında olup olmadığı görüntülerden anlaşılmıyor.

Net olan şu ki, iğrenç.

Bu tür iğrençliklerin ifşa yoluyla son bulması adına olayı bu ifadelerle verdikten sonra, akıllara takılan şu soruları soruyoruz:

MERAK EDİLEN SORULAR

1-Bayan, fuhuş çetesinin kullandığı kadınlardan biri mi?

2-Çeteye bağlı hayat kadını ise, tedavisi Tabip Binbaşı Zeki M. tarafından mı yapılıyor?

3-Yoksa kadın, muayene/tedavi olmaya gelen zavallı bir asker eşi mi?

4-Bir asker eşi ise, habersiz bir şekilde hamile mi bırakıldı?

5- Bu iğrenç görüntüler, Deniz Albay İbrahim Sezer'in evinde ne arıyordu?

6-Görüntüler şantaj için mi çekildi veya kullanıldı?

Video görüntüsünü içeriğinden ötürü yayınlayamıyoruz.

HABERVAKTİM.COM

Tayyar: Devlet Bahçeli zor durumda


Gazeteci - yazar Şamil Tayyar gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu

26.02.2011,14:40:14


Genç İSİAD’ın geleneksel ‘Ayın konuğu’ etkinliğinin Şubat misafiri, Star GazetesiAnkaratemsilcisi gazeteci - Yazar Şamil Tayyar’dı. Tayyar, gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Genç İSİAD üyesi Romanson’un katkıları ile düzenlenen programda konuşan Şamil Tayyar, Balyoz’un Ergenekon’un alt kollarından biri olduğunu ancak çok daha önemli bir yapı olduğunu söyledi. Bu durumun anlaşılabilmesi için Ergenekonve Balyoz davalarından tutuklu bulunan isimlere bakmanın yeterli olacağını belirtti.

Bugün Ergenekon’dan tutuklu bulunan isimlere bakıldığında sırasıyla Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan isimlerinin görüleceğini ifade eden Tayyar, Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi üst düzey komutanların ise dışarıda olduğunu hatırlattı.

Star yazarı, Balyoz’da yapılan tutuklamaların çok daha önemli bir yapılanmayı ortaya çıkarmaya başladığını ifade etti.

AK Parti’nin kapatma davası öncesinde bu yapıları çok fazla anlayamadığını ve üzerine düşmediğini kaydeden Şamil Tayyar, özellikle kapatma davası sonrasından AK Parti’nin de durumun vahametinin farkına vardığını sözlerine ekledi.

Başbakan Erdoğan’ın Duruşu Çok Net

Bu davalar ve ortaya çıkan yapılar karşısında Başbakan Erdoğan’ın çok kararlı ve net bir duruş ortaya koyduğunu söyleyen Şamil Tayyar bu duruşun çok önemli olduğunu vurguladı.

Konuşmaları sırasında28 Şubatdönemin de yaşananlara da değinen Tayyar, o günden bugüne Türkiye’de çok şeyin değiştiğini ve değişeceğine inandığını söyledi. İktidar partisinin 2023 hedefi için çalışmalarını sürdürdüğünü ve buna göre bir vizyon çizdiğini anlatan Tayyar, sorulan bir soru üzerine de Başkanlık sistemi ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Bir Sonraki Dönem Başkanlık Sistemi Gelebilir

Başbakan Erdoğan’ın bu son seçimim sözlerinden sonra önümüzdeki dönemde Başbakanlık yapamayacağını kaydeden Tayyar ‘’buradan da gözüküyor ki belki yeni dönemde Türkiye için Başkanlık sistemi gündeme gelebilir’’ dedi. Dışişleri bakanıAhmet Davutoğluhakkında gelen bir soruya ise, ‘’önünü kesmek isteyen, başarılı olmasını istemeyen birçok lobi var” diyen Tayyar, bu faaliyetlerin başarılı olmamasını umduğunu ifade etti.

ODA Tv.com da Olanlar Anlaşılabilir

Soner Yalçın ve Oda TV.com hakkında kendisine yöneltilen bir soruya ise ‘’Soner Yalçın’ın bugüne kadar neden sorgulanmadığını anlamak güç’’ diyerek cevap verirken özellikle Mit Müsteşarı Hakan Fidan hakkında İngiliz The Guardian’da, İran yanlısı bir adam haberini İsrail de kullanan küçük ölçekli bir gazeteden sonra, Türkiye’de ise Soner Yalçın’ın Oda tv.com’unun çarşaf çarşaf yayınlar yapmaya başladığının altına çizen Tayyar, bu durumun dikkatle incelenmesi gerektiğinin belirtti.

Devlet Bahçeli Zor Durumda

Korgeneral Engin Alan’ın MHP’den aday gösterilmek istenmesinin ne anlama geldiği yönünde bir soruya ise “Bana göreDevlet Bahçelişu anda bir çok şeyi onaylamadığı, kafasına yatmadığı halde yapıyor. Kendisi baskı altında sanki, zor bir durumda olduğunu düşünüyorum’’ cevabını veren Tayyar, Devlet Bahçeli’yi üniversitede kendisine ders verdiği dönemlerden tanıdığını da sözlerine ekledi.

Program, İSİAD Yön. Kur. Bşk. Yrd. Yavuz Canikli’nin, Şamil Tayyar’a gecenin anısına verilen hediyeyi takdimi ile sona erdi.

HABERTIMES

25 Şubat 2011 Cuma

DEVLETİN YATAK ODASINDAN CANLI YAYIN!..

Devletin yatak odasındaki kamera
Kasım ayı başlarındaydı.
Konumu itibarıyla çok mahrem bilgilere sahip üst düzey bir isimle konuşurken laf dönüp dolaşıp sürmekte olan 'casusluk soruşturmasına' geldi.

Muhatabım önce yüzünü ekşitti.

Biraz yutkundu ve sonra da 'Vahim ötesi işler olmuş' diyerek konuyu kapatmak istedi.

Israrlı sorularıma cevap vermemek için manevra yaparken çok düşündürücü bir tarif yaptı: "Bırakın devletin yatak odasına girmeyi. Oraya kamera kurup uzun zamandır canlı yayın yapıyorlarmış" dedi.

Durumun vahametini anlatmak için başka ne diyebilirdi bilmiyorum ama o günlerde Ankara'da inanılmaz bir trafik döndü.
Çünkü 'Casusluk Çetesi'nin elindeki belgelerin ortaya saçılmasından endişe ediliyordu. Hatta denebilir ki ortada büyük bir rezalet vardı ama bir de belgeler ortaya dökülürse duble rezalet olacaktı.

Kulislere göre Ankara'nın endişesi 'uluslararası bir krizin çıkması'ydı. Çünkü çetenin elinde birden fazla ülkeyle sorun çıkarmaya yetecek kadar bilgi-belge mevcuttu.

Bugün, geriye dönüp baktığımızda o günlerde süren trafiğin sonuç verdiğini gösteriyor. Çünkü on binlerce 'çok gizli' belgeden hiçbiri sızmadı.

İddianamenin delilleri ise adli emanete alındı. Sadece mahkeme heyeti görebilecek. Saklanmayan bölümlerden gördük ki durum gerçekten vahimmiş.

Devletin 'çok gizli' 165 bin belgesi Casusluk Çetesi'nin eline geçmiş. Belgelerin içerisinde ordunun savaş planlarından tutun da kışlaların krokilerine kadar her şey var.

Üstelik bu çete daha harp okulundan başlayıp generallere kadar yayılan bir fuhuş şebekesi de kurmuş. Fuhuş ekipleri üzerinden gizli kamera kayıtları yapılmış, bunlar şantaj amaçlı kullanılmış. Genç subaylar tehdit edilmiş.

'Kırmızı noktalı iddianame' türü ifadelerle işi magazinleştirmemek lazım. Karşımızda dört dörtlük bir rezalet var. Asıl düşündürücü olan ise resmin büyüğü.

Şöyle ki;

Ergenekon soruşturması ile Türkiye için yeni bir durum oluştu. İddianame ek klasörlerinde bugüne kadar hiç bilmediğimiz, detaylarına sahip olmadığımız 'kışlanın içi'ni görme imkânı bulduk.

Özellikle de fişlemeler, tutulan raporlar, eylem planları 'askeri mantığı' fahş etti. Bizim ciddi işler yapıyor sandığımız kurmay subaylarımız meğerse vatandaşını fişliyor, siyasete yön vermeye çalışıyor, darbe planları yapıyormuş.

Hatta, astsubayının evine 'istihbari' amaçlı bir başka subayın eşini gönderip astsubayın eşinin uzun kollu gömleğini bile fişletebilmişler.
Fakat bu kadar 'komplike' düşünebilenler 'ordunun yatak odasını' koruyamamışlar.

İşin daha vahim bir başka boyutu var.

İddianamenin satır aralarında PKK konusunda düşündüren diyaloglar geçiyor. Heronlar'la ilgili geliştirilecek projelerin durdurulması, geciktirilmesi, kriptolu haberleşme cihazlarının kullanılmaması gibi talimatlar var. Neden. Çünkü 'dağ kadrosu için tehlikeli' imiş.

Kim acaba bu dağ kadroları?

Çeteye mensup subayların bahsettiği yapılanma Veli Küçük'ten çıkan 'panzehir' belgesindeki 'subay'lar olmasın. Hatırlanacağı gibi Ergenekon sanığı Küçük'ten çıkan 'panzehir' isimli bir belgeye göre PKK'nın lider kadrosunu tasfiye edip yerine 'İyi yetişmiş genç subayları monte' planı çıkmıştı.
Ya da PKK kılığında dolaşan başkaları mı var?

Hatırlanacağı gibi 'Heronlar'ı düşürün' diyen bir subay ile onunla irtibatlı başka subaylar MİT'e takılmıştı. Aradan geçen üç yılda o konuşmayı yapan 'subay'lar bulunamadı.

Yani tuhaf işler oluyor.

En vahimi de tedbir alması gerekenler 'harp oyunu' oynayıp 'İrtica İle Mücadele Eylem Planları' hazırlamakla meşguller.

Balyoz'a siyaset karışmasın

Dün sabah bir grup meslektaş HAS Parti lideri Numan Kurtulmuş ile kahvaltı da buluştuk.

Gündemdeki konuları konuştuk. Kurtulmuş yoğun bir tempoda yeni partisinin teşkilatlanmasını sürdürüyor. Geldiği noktadan çok umutlu.

'Parti tuttu, karşılığı var' diyor.

Hatta bu hükümetin tek alternatifinin de kendi partisi olduğu görüşünde. Barajı aşacaklarına inanıyor. 'Sosyal adalet'ten yana olan herkesi partisine davet ediyor. Hatta HAS Parti'yi 'Nuh'un Gemisi'ne benzetenler olmuş. Farklı din ve görüşten üyeler de var.

Kurtulmuş'a 'Silivri'den adayınız var mı?' diye sorduk.

Öyle bir niyetinin olmadığını, bu tür girişimlere de karşı olduğunu söyledi. 'Mahkemeleri rahat bırakın, siyasete müdahale etmesin' görüşünde.

İktidarı da en çok demokratikleşme adımlarını atarken cesaretsiz kalmakla eleştiriyor. "Halk, ne zaman sıkışırsanız size destek verdi, verecektir. Ama hükümet mağdur edebiyatı yapıyor" diyor.

CHP'ye de ilginç bir göndermesi var: "Allah herkese böyle bir muhalefet nasip etsin."

Kurtulmuş, SP lideriyken de pozitif bir imaj çizmişti. Şimdi de öyle. Siyasette kendine yer açan isimlerden. Fakat gerçekçi olmak gerekirse Tayyip Erdoğan karşısında işi zor. Siyaset biraz da konjonktür işi denebilir. Kurtulmuş'un en büyük şansızlığı da bu. Erdoğan siyasetin merkezine yerleştiği için başkasına şans kalmıyor.

22 Şubat 2011 Salı

Endişeli modernlere içki tuzağı

AK Parti'nin şeriatçı olduğuna, bir süre sonra içkiyi yasaklayacağına inananların görmesi gereken;

22.02.2011,15:46:07

Kim daha akıllı: 'Endişeliler' mi yoksa Diageo mu?

Arada sırada gittiğimiz lokantanın başgarsonuna, "Son zamanlarda şaraplar da pek güzelleşti" dedim.
Bir an boş bulunup, "Yaa, evet, gerçekten" dedi. Der demez de onu sobelediğimi anladı.
"Üzümlerin kaliteli olması için duacıyız" dedim. Birlikte gülmeye başladık.
Sözünü ettiğim garson, AKP'nin şeriatçı olduğuna, bir süre sonra içkiyi yasaklayacağına inanıyor.
Ben de ona, böyle bir şeyin imkansızlığını anlatmaya uğraşıyorum her seferinde:
Mesela şarabı ele alalım: Üzümü yetiştirenler... Şarabı üretenler... Şişeleyenler... Nakliyeciler... Market, büfe, lokanta çalışanları...
Buna birayı, rakıyı filan da kattınız mı, aileleriyle birlikte milyonlarca insanın alkollü içki sektörü sayesinde ekmek yediği ortaya çıkar.
Başbakan Erdoğan'ın içkiyi yasaklayabilmesi için önce bu insanlara iş bulması gerekir.
Ama bizim sevgili garsonumuzda Kemalist inadı var. Nuh diyor, peygamber demiyor; yasak ne kelime, içkilerinAKPdöneminde daha da iyileştiğini itiraf edemiyor.
Onu ikna etmek için söylediğim her şeye, "Evet, ama..." şeklinde kulplar takan garsonumuz... AKP iktidarı döneminde şarapların daha da güzelleştiğini kendi ağzıyla itiraf etmiş oldu.
***

Peki, olay bundan mı ibaret?
Yani hayatını içki sektöründen kazananlara iş bulabilse... Hükümet içkiyi yasaklayabilir mi?
Hayır, yine de yapamaz!
Çünkü işin içine yabancı sermaye girdi bir kere. Başbakan Erdoğan'ın içkiyi yasaklamak gibi bir niyeti varsa (ki yok) küresel sermayeyle papaz olmayı göze alması gerekir! Bilhassa Batı kökenli yabancı sermayenin, çıkarları konusunda ne kadar titiz olduğu herkesin malumu:
Örneğin petrolcülerin, bankacıların, madencilerin çıkarlarını korumak için hükümet devirdiğini biliyoruz. (İçki firmaları ne yapar; onu ben bilemem.)
Neyse, biz lezzetli şeylerden bahsedelim.
Efendim, diyelim ki biz tehlikeyi görmüyoruz... O zaman bugün bizim gazetenin birinci sayfasında yer alanekonomihaberine ne buyrulur?
Baksanıza...İngilterekökenli dev içki firması Diageo, rakılarıyla ünlü "bizim" Mey İçki'yi, Texas Pacific'ten satın aldı.
***

Bu adamlar ahmak mı?
Bırakın Türkiye'de içkinin yasaklanmasını... Kârlarının azalacağına dair en küçük bir işaret olsa, kalkıp da milyarlarca doları Mey'e gömerler mi?
Not: Geçen günErgenekondostu medyacıların zeki olduğunu yazmıştım. Bunca puştluk başka türlü yapılamaz çünkü...
Onlar zeki ama "içkimiz yasaklanacak" diye diye Ergenekon'un değirmenine su taşıyan endişeli modernler için aynı şeyi söyleyemem!

EMRE AKÖZ - SABAH

Nizam köpürüyor, med vakti deniz...

Asım Yenihaber - Yeni Akit
2011-02-22

Nizam köpürüyor, med vakti deniz...

Bir dönem değişiyor, bir devir tarihe gömülüyor. Dünya yeni bir nizama yürüyor.
Bundan önceki dünya haritası Avrupa’da ve İngilizler eliyle çizilmişti. Bu haritada Türklere de bir yer verilmişti. Bolşevik ihtilalinin hatırına. Türkler Misak-ı Milli ile memnun edilmese idi, Sovyetlerin kucağına düşebilirdi!
Lozan’la önce Antakyasız, İskenderunsuz, daha sonra Musulsuz, Kerküksüz Misak-ı Milli’yi baş tacı ettik. Maddî istiklâlimizi aldık, manevî istiklâlimizi kurban ettik.
Milletimizi yapan değerlerin özü olan dinimizden vaz geçtik. Hıristiyan olmadık ama “laik” olduk!
Birinci dünya harbinden sonra Türklere az, Araplara çok yer verilmişti elbette.
Birinci dünya savaşından önce Türklerin, arapların, ve diğer müslüman kavimlerin bir devleti vardı: Osmanlı...
Savaştan sonra türklerin bir devleti oldu, arapların pek çok!..
Avrupa dünyayı nizamlarken, mahallî olarak zapturaptı sağlayacak ideolojiler üretmekten de geri kalmadı. Elbette bunlar batıda tasarlandı, mahallinde vücut buldu.
Kemalizm de bu ideolojilerden biri idi. Kemalizm bir savaş sonrası ideolojisi idi. Sömürgecilerin savaşla yapamayacaklarını, barış döneminde yapmak üzere oluşturulmuş ideolojilerden biri.
Sömürgeci sizin ülkenizde ne yapmak ister?
Devletinizin yönetimini değiştirir önce. Şeklini, yapısını değiştirir sonra. Halkın dayanağı olan, mukavemet üreten değerlere savaş açar. Ülkenin halkını her bakımdan kendi halkına benzetmeye çalışır. Bu kılık kıyafetten inanca kadar uzanan bir süreçtir.
Türkiye’nin ideolojisi bunu yapmadı mı on yıllardır....
Türkiye’yi yönetenler ideolojiyi dinin yerine koydular. değişmez, değiştirilemez saydılar.
Dünyada değişmeyen şey değişimdir oysa.
Şimdi dünya yeniden nizamlanıyor.
Üstad’ın tabiriyle
Nizam köpürüyor, med vakti deniz...
Arap denizi kabarıyor. Batının pek sevdiği, istikrar unsuru saydığı, her türlü zulümlerini görmezden geldiği şefler, diktatörler sapır sapır dökülüyor. Tunus’tan Mısır’a vuran dalgaların bir ucu Yemen’e, Bahreyn’e varıyor. Öbür ucu Cezayir’e, Fas’a...
Batılı efendiler de anladılar, geçen yüzyılın ideolojileri ile bu ülkeleri daha fazla oyalamak mümkün değil.
Türkiye ideolojisiyle demokratik yapı içinde hesaplaşıyor. 1950’den beri uzun bir süreç. Diyebiliriz ki, ancak şimdilerde ideoloji geriletilebiliyor. Bürokraside, yargıda, ilmiyede...
“İdeolojisiz yaşanmaz” diyerek ideolojilerinin efendilerine hulus çakanlar seslerini yükseltiyorlar. Milletin tepesinde balyozlar sallandırıyorlar, fırtınalar estiriyorlar...
Fakat bu fırtınalar dinecek, bu balyozlar inecek.
Türkiye kendi yolunu bulacak, nehir yatağına avdet edecek.
Arap dünyası, 20. Yüzyılın deli gömleğini çıkarmak için ayaklandı. İdeolojilerini, değişmez, değiştirilemez şeflerini tarihin çöp sepetine atmaya yürüyor.
Elbette bir belirsizlik var. Bundan sonra ne olacak?
Nehir yatağını bulacak.
İslâm coğrafyasında nehir yatağında aktığında, normal avdet ettiğinde dünya başka bir dünya olacak!