Türkiye`nin en renkli politik simalarından Süleyman Demirel, kendini unutturmayacak şekilde ismini gündemde tutmayı başarıyor. Neredeyse bütün tartışmaların içinde var. Bugünlerde çok keyifsiz olmalı; çünkü son günlerde ailenin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Yeğeni Murat Demirel yüzünden büyük sıkıntı içinde. TMSF, biraderi Şevket Demirel`in mallarına el koydu. Ne hikmetse yeğenleri hep Demirel`in başını ağrıttı. 1970`lerde, pederinin ismini alan yeğen Yahya sahneye çıktı, Türkiye ilk hayali ihracatı onunla tanıdı. Az kalsın, siyasi yaşamına mal olacaktı, fakat iyi kurtardı. Şimdi de diğer yeğeni benzer sıkıntılara yol açtı. Allah`tan siyasi gelecek hesapları yok artık, yoksa yeğenleri yüzünden ağır bedeller ödeyebilirdi. Gerçi siyasi hesapları bütünüyle kapattığı söylenemez, ihtiyaç duyulması halinde hazır olduğunun mesajlarını vermeyi ihmal etmiyor. Bu aşamadan sonra ülkenin ona ihtiyacı olur mu bilmiyorum? Sözü son Osmanlıpadişahı Vahdettin tartışmasında üstlendiği role getirmek istiyorum. Genel kanatlerden biri Süleyman Demirel`in siyasi finalini, hep omuzlarında yükseldiği sağ kesimin çizgisi yönünde değil de tam aksine sürekli didiştiği sol camianın hissiyatına tercüman olacak biçimde oynadığı yönünde. Birkaç gün önce bir gazeteye verdiği demeçte `Türkiye partisiydi benim partim. Oy veriyorlarsa ortaya çıkıp oy vermeyin mi diyecektim. Diyemem ki her çeşit insan bize oy vermiştir.` diyor. Bugün böyle konuşması konjonktürel olarak değerlendirilebilir, ancak geçmişte seçimler öncesinde sağ kesim oylarını almak için ne tür bir söylem sahibi olduğunu görmek isteyenler dönemin gazetelerini tarayarak görebilirler.Çankaya`da geçen 7 yıllık cumhurbaşkanlığı süresinin ikinci yarısında sergilediği tutum ve davranışları yadırgamamak mümkün değil. Belki siyasi alana bakan yönüyle müdahalenin biraz daha yumuşak gerçekleşmesini de sağlayabilir miydi, doğrusu kamu vicdanı hala bu noktada şüpheler taşıyor. Bugün bile hala Süleyman Demirel`in son dönemde sağ kesimin değerlerine bu kadar yabancılaşmasını anlayabilen varsa beri gelsin. Sağdan hiçbir insan Osmanlı`yaİsmet Paşa ve takipçilerinin bakış açısı ile soğuk bakmaz, daha insaflıdır; padişahları o günlerin şartları içinde değerlendirir ve sempatiyle bakar. Nedense Demirel, Bülent Ecevit`in `Son Osmanlı padişahı Vahdettin hain değildir` açıklamasından pek rahatsız oldu. Bu konuyu niye gündeme taşıyorsunuz diye gazete yöneticilerine müdahale etmeye kalkması biliyorsunuz gazetelerde haber oldu. Bu tartışmada bizi asıl şaşırtan Ecevit değil, Demirel oldu. Ecevit`e karşı çıkmakla kalmadı, konuyu asıl bağlamından çıkararak `Vahdettin ile Atatürk` ikilemine taşıdı. 600 yıllık muhteşem imparatorluğun yükü, kahrı ve kederi omuzlarına yüklenen Vahdettin sadece Atatürk`le ilişkileri baz alınarak değerlendirilebilir mi? Vahdettin`in Atatürk`le arasının iyi olduğu dönemler de vardır, açık olduğu zamanlar da. Son yıllarında Atatürk`ün İsmet Paşa ile de arasının açık olduğunu bilmeyen yok. İmparatorluğun dağılışı Vahdettin ile Mustafa Kemal Atatürk`ü farklı yerlere sürükledi. Mesele o günlerin şartları içinde değerlendirilmeli, bire bir bugüne taşınmamalı. Tarihin hükmü olaylar yaşanırken değil, arkadan gelir. Bazı bilgilerin aksine saraya yakın kaynaklar Mustafa Kemal`in Vahdettin`in güzel kızı Sabiha Sultan`ı bizzat huzura çıkarak istediğini, ancak olumlu cevap alamadığını kaydeder. Demirel, tartışmayı Vahdettin-Atatürk denklemine dönüştürerek yanlış yaptı. Bir arkadaş `Ben hiç Süleyman Demirel`i bu kadar çıplak, savunmasız görmemiştim.` dedi. 28 Şubat da dahil olmak üzere daha önceki tutumlarının bir yere kadar izahı vardı çünkü. Atatürk de Vahdettin`in İstanbul`u terk ederken Topkapı Sarayı`ndan hiçbir şey götürmemesini takdirle yadeder. Süleyman Demirel`in Çankaya`daki görev süresinin 5 yıl daha uzatılmasına karşı çıkanlar bu tartışmadan sonra ellerini bir kez daha vicdanlarına götüreceklerdir.
|