![]() Düzenin Sadık “baba”sı, MGK’nın Apoletsiz Generali DEMİREL Bankalar operasyonu, DEMİREL ve AİLESİ’nin ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Bankalardan biri Süleyman Demirel’in yeğenine aitti. Demirel’in yeğenleri, biraderleri meşhurdu. İlk ünlenen “sunta kralı” Yahya Demirel’dir. Demirel’in 30 küsur yıldır süren siyasi hayatında, ülkemizi ne kadar bayındır hale getirdiği tartışmalıdır, ama AİLESİ’ni, sülalesini refaha kavuşturup, onlara MÜREFFEH bir yaşam sağladığı bellidir. Susurluk olayının hemen ardından Demirel “gittiği yere kadar gidilsin” demişti. Ama o da biliyordu ki, “gittiği yer” sonunda gelip kendisine dayanacaktı. Başbakan olarak, Cumhurbaşkanı olarak taşıdığı siyasi sorumluluğun da ötesinde, çevresiyle birlikte o kirli ilişkilerin içindeydi. İslamköy’den değil, Morrison Temsilciliği’nden Başbakanlığa Nasıl yükseltildiği, kim olduğu hep unutturulmak istendi. Süleyman Demirel, karşımıza ‘60’lı yıllarda çıktı. Adalet Partisi’nin genel başkanı olduğu 29 Kasım 1964’ten önce o, dünyayı sömüren büyük tekellerden “Morrison-Kunudsen” adlı ABD şirketinin Türkiye temsilcisidir. Morrison tekeli, adını o yıllarda, Vietnam’da ABD’ye karşı savaşan halk kurtuluş savaşçılarını çürütmek için hücre hapishaneler ve işkence merkezleri yapımı ile duyuruyordu. Türkiye’de de aynı dönemlerde “Bahriye Kışlası” adı altında gizli işkence merkezleri yaptı. Demirel’in Amerikan hayranlığı ve 34 yıllık politikacılığında sadakatla sürdüreceği emperyalizmin has işbirlikçiği işte bu yıllarda başlamıştır. Morrison şirketinin Ereğli Demir-Çelik’teki yapı işlerinde grev yapan işçilere saldırı emri veren Demirel’dir. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ek bina yapımında Morrison’un sözleşmede yazılı olandan daha fazla para alması için canla-başla çalışan yine Demirel’dir. “Morrison Süleyman” adı boş yere konulmamıştır. CIA, 27 Mayıs sonrası, Türkiye’de yeni düzenlemeler yapmak için burjuva siyaset sahnesine çıkarılacak, yeni işbirlikçiler aramaktadır. Çok geçmeden sadakatini ispatlamış “Morrison Süleyman”ı keşfedip AP’nin başına getirdiler. “Geçici” ve Sürekli Politikaları 12 Eylül tarafından kendisine siyaset yasağı getirilince “Konuşan Türkiye”nin savunucusu oldu. Bu dönem onun “geçici demokratlık” dönemidir. Kimileri bunu “sahici” bir değişiklik sandı. Olmadığını yine bizzat gösterdi. 1991’de iktidar olduğunda, Türkiye, tarihinin en katliamcı hükümetlerinden birine tanık oldu. Emperyalizmin ve tekellerin çıkarları katliamları gerektirirse, katliam yapar, Beyaz Saray ve TÜSİAD demokratikleşin derse, o bu defa “demokrasi”nin savunucusudur. Yıllardır da MGK’ya başkanlık yapıyor. Halka karşı alınan her saldırı kararının, kontrgerilla operasyonlarının, kara para kararlarının altında onun da imzası var. Susurluk’un Demirel’e değen ucu Veli Sözdinler Ankara’nın tefecilerindendir. Alacaklı olduğu isimlerden biri de Hacı Ali Demirel’dir. Yani Süleyman Demirel’in KARDEŞİ. Cinayet yerine ilk koşan kişi Hacı Ali Demirel oldu. ‘Borç defteri’ni kurtarmak için oraya gittiği öne sürüldü. Demirel ise gidişini “başsağlığı”yla açıklamaya çalıştı. Ama açıklanmayan bir şey vardı: Hacı Ali Demirel, Sözdinler’in öldürülmesini nasıl bu kadar hızlı haber almış ve polislerden bile önce olay yerine gidebilmişti? Açıklanamayan bir şey daha vardı: Veli Sözdinler’in kasası ortada yoktu. Burjuva basın, olayı böyle gündeme getirdi. “Araştırmacı gazeteciler” daha ileriye gidemediler. Ama gitseler de işin içinden çıkamazlar. Çünkü onun AİLESİ soyadı Demirel olanlarla sınırlı değildir. Cavit Çağlar’lar, Kamuran Çörtük’ler, Kemal Demir’ler, Kadir Has’lar diye uzayıp gider. Koç’la, Sabancılarla zaten yakın akrabadır. Düzenin aradığı kişilik Demirel’ler, siyasi ekonomik güçleriyle, kendilerini Susurluk ilişkilerinden uzak göstermeyi az çok başarmışlardı, ama bu da bir yere kadardı. Artık, Demirel, kardeşleri ve kendisine yakınlığıyla tanınan işadamlarının pislikleriyle birlikte anılıyor. Onun ve sülalesinin nasıl zengin olduğu da, onun gerektiğinde dinci, gerektiğinde MGK’cı, gerektiğinde ABD’ci, gerektiğinde “milliyetçi” olabilen bir siyaset hokkabazı olduğu da herkes tarafından biliniyor. Ama düzene, oligarşi içi dengeleri koruyabilmek için tam da böyle bir kişilik lazım. Gerçekte artık posası çıkmış olan Demirel, oligarşi açısından bir denge unsuru olarak hala gerekli. Bu nedenle siyasi, ekonomik kriz kendini daha fazla hissettirdikçe, onun yıldızı da tekrar tekrar parlatılıyor. Bir gün “Başkan” olması isteniyor, ertesi gün DYP’nin başına geçmesinden bahsediliyor, öbür gün partiler üstü bir hükümet kurması düşünülüyor. Diğer alternatif ise, Cumhurbaşkanlığının devamı... Çünkü bu işi “iyi” yapıyor. Her gün bir açılışa giderek Susurluk devletinin ayakta durduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Her akşam farklı yalanları ve çizdiği pembe tablolarla TV’lerde “sukunet”, “devlete itaat” telkin ediyor. Demirel gerçekten de tecrübeli bir politikacı. Ama unutulmasın; bu halkın da “50 yıllık Demirel tecrübesi” var. Değişmeyen Demirel Demirel hiç değişmedi. Acaba Kürt milliyetçileri bunu ne zaman öğrenecek? Ne zaman devleti tanıyacaklar? |
