
Mustafa KARAALİOĞLU
mkaraalioglu@stargazete.com
Anayasa değişikliği paketinden bir maddenin düşmesi; üstelik o maddenin çok kritik olması Türkiye’nin demokrasi ihtiyacını da demokratikleşme yürüyüşünün yönünü de değiştirmez. Bu ülke Ergenekon’dan, derin örgütlerden, azınlık tahakkümünden, asker/sivil bürokratik vesayetten kurtulurken her şey güllük gülistanlık olmayacak elbette...

Seviye yükseldikçe, standart geliştikçe, her gün demokrasinin daha fazlasına ihtiyaç duyuldukça bazıları yarıştan düşecek, bazılarının maskesi düşecek...
Şu tabloya bir bakın. Değişimin her türlüsüne karşı göğsünü siper eden “sistemin temel taşı” CHP ile o sistemin üvey evlat muamelesi yaptığı insanların partisi MHP aynı safta. Yetmiyor bu iki partinin on yıllardır bir numaralı düşmanı olan Kürt siyasetinin temsilcisi BDP de o safa ilişiyor.
Türkiye sözü bırakıp gerçekten demokratikleşme aşamasına geldiğinde, demokratikleşme işi ciddiye bindiğinde saflar netleşiyor. Söylemler arasındaki o gösterişli farklar kapanıyor, sözlerin arkasındaki niyetler dışa vuruluyor, gerçek siyasi pozisyonlar ortaya çıkıyor.
Defalarca kapatılan ve üyelerinin birçoğu cezaevinde olan bir siyasi geleneğin temsilcisi partiyle, ne yapsa kapatılmayacak ve kimi hedef gösterirse cezaevine yollayabilecek bir partinin birlikte hareket edebilmesini kim, nasıl izah edebilir? Parti kapatmayı zorlaştıran madde oylanırken birinin 97, öteki 20 vekili birlikte o maddeyi proteste ediyor, sandığa gitmiyordu. Birkaç gün önce biri ötekini terör örgütü olarak, öteki berikini faşistlikle yaftalıyordu. Söylenen sözleri hatırlatmaya gerek yok çünkü CHP ile BDP arasında hakaretten başka bir söz hiç olmadı.
Her iki partinin yılmaz muhalifi MHP ise aynı maddeye blok halinde red veriyordu.
CHP, MHP, BDP... Uzlaşma böyle bir şey olmalı!
Bir madde düşer beş madde düşer hiç fark etmez. Geride ne kalırsa o da demokrasidir, o maddeler de bu ülke insanlarının hak ettiği daha özgür hayatın teminatladır.
Meclis oyunları, fireler, aklı karışıkların titreyen elleri, kırmızı pullar beyaz pullar sadece birer küçük detaydır. Büyük bir resim şekilleniyor; birkaç fırça darbesinin sert ya da yumuşak vurulması o resmin kalitesini azaltmaz.
Parti kapatmayı zorlaştıran bir anayasa maddesine direnen partilerin koalisyonu unutulmaz. Hafızalara kazınır; hatta o hafızlarda daha çok taze olan görüntüler hatırlanır.
Üç benzemez hatta düşman partinin ayrı safta yakalanması bile başlı başına Türkiye’nin girdiği demokratikleşme yolunun artık dönüşsüz olduğunu gösteriyor. Bu ülke, rejim adına, vatanperverlik adına, ezilen insanların sözcülüğü adına sergilenen sahte siyaseti yenerek demokratikleşecek.
Toplum, kendisine mağdur rolü oynayan Ankara’ya gidince Ankaralılaşan siyasete de, demokrasi ürkeği siyasete de bu çelişkinin nedenini mutlaka soracak. İnsanların olup biteni görmezden geleceğine güvenen siyasetin işi artık daha zordur.
Dün Meclis’te sergilenen tutarsız ve kaçamak tablo bunu bir kez daha ilan etmiştir.
Bu vesileyle statükonun daha fazla ciddiye alınması gerektiği anlaşılmıştır. Bu derin zihniyet hiç öyle zannedildiği gibi aciz olmadığı, zamanın ruhuna karşı dirençli olduğu dün bir kez daha görülmüştür.
Malum zihniyetin üç benzemez siyaseti aynı safa dizecek kadar ve dahası “Bu paket 330’un altına düşerse Ergenekon kazanır” diyenleri bile sandığa göndermeyecek kadar irade sahibi olduğunu unutmayalım.
Yarın kim kazanır, kim kaybeder onu da yaşayıp göreceğiz...
Anayasa değişikliği paketinden bir maddenin düşmesi; üstelik o maddenin çok kritik olması Türkiye’nin demokrasi ihtiyacını da demokratikleşme yürüyüşünün yönünü de değiştirmez. Bu ülke Ergenekon’dan, derin örgütlerden, azınlık tahakkümünden, asker/sivil bürokratik vesayetten kurtulurken her şey güllük gülistanlık olmayacak elbette...

Seviye yükseldikçe, standart geliştikçe, her gün demokrasinin daha fazlasına ihtiyaç duyuldukça bazıları yarıştan düşecek, bazılarının maskesi düşecek...
Şu tabloya bir bakın. Değişimin her türlüsüne karşı göğsünü siper eden “sistemin temel taşı” CHP ile o sistemin üvey evlat muamelesi yaptığı insanların partisi MHP aynı safta. Yetmiyor bu iki partinin on yıllardır bir numaralı düşmanı olan Kürt siyasetinin temsilcisi BDP de o safa ilişiyor.
Türkiye sözü bırakıp gerçekten demokratikleşme aşamasına geldiğinde, demokratikleşme işi ciddiye bindiğinde saflar netleşiyor. Söylemler arasındaki o gösterişli farklar kapanıyor, sözlerin arkasındaki niyetler dışa vuruluyor, gerçek siyasi pozisyonlar ortaya çıkıyor.
Defalarca kapatılan ve üyelerinin birçoğu cezaevinde olan bir siyasi geleneğin temsilcisi partiyle, ne yapsa kapatılmayacak ve kimi hedef gösterirse cezaevine yollayabilecek bir partinin birlikte hareket edebilmesini kim, nasıl izah edebilir? Parti kapatmayı zorlaştıran madde oylanırken birinin 97, öteki 20 vekili birlikte o maddeyi proteste ediyor, sandığa gitmiyordu. Birkaç gün önce biri ötekini terör örgütü olarak, öteki berikini faşistlikle yaftalıyordu. Söylenen sözleri hatırlatmaya gerek yok çünkü CHP ile BDP arasında hakaretten başka bir söz hiç olmadı.
Her iki partinin yılmaz muhalifi MHP ise aynı maddeye blok halinde red veriyordu.
CHP, MHP, BDP... Uzlaşma böyle bir şey olmalı!
Bir madde düşer beş madde düşer hiç fark etmez. Geride ne kalırsa o da demokrasidir, o maddeler de bu ülke insanlarının hak ettiği daha özgür hayatın teminatladır.
Meclis oyunları, fireler, aklı karışıkların titreyen elleri, kırmızı pullar beyaz pullar sadece birer küçük detaydır. Büyük bir resim şekilleniyor; birkaç fırça darbesinin sert ya da yumuşak vurulması o resmin kalitesini azaltmaz.
Parti kapatmayı zorlaştıran bir anayasa maddesine direnen partilerin koalisyonu unutulmaz. Hafızalara kazınır; hatta o hafızlarda daha çok taze olan görüntüler hatırlanır.
Üç benzemez hatta düşman partinin ayrı safta yakalanması bile başlı başına Türkiye’nin girdiği demokratikleşme yolunun artık dönüşsüz olduğunu gösteriyor. Bu ülke, rejim adına, vatanperverlik adına, ezilen insanların sözcülüğü adına sergilenen sahte siyaseti yenerek demokratikleşecek.
Toplum, kendisine mağdur rolü oynayan Ankara’ya gidince Ankaralılaşan siyasete de, demokrasi ürkeği siyasete de bu çelişkinin nedenini mutlaka soracak. İnsanların olup biteni görmezden geleceğine güvenen siyasetin işi artık daha zordur.
Dün Meclis’te sergilenen tutarsız ve kaçamak tablo bunu bir kez daha ilan etmiştir.
Bu vesileyle statükonun daha fazla ciddiye alınması gerektiği anlaşılmıştır. Bu derin zihniyet hiç öyle zannedildiği gibi aciz olmadığı, zamanın ruhuna karşı dirençli olduğu dün bir kez daha görülmüştür.
Malum zihniyetin üç benzemez siyaseti aynı safa dizecek kadar ve dahası “Bu paket 330’un altına düşerse Ergenekon kazanır” diyenleri bile sandığa göndermeyecek kadar irade sahibi olduğunu unutmayalım.
Yarın kim kazanır, kim kaybeder onu da yaşayıp göreceğiz...