

Daha düğün borçlarını ödeyemeden, şiddetli geçimsizlik sonucu avukat ve mahkeme borçlarını kabullenerek boşanan ve boşanmak için sırada bekleyen sayısı azımsanmayacak derecede pek çok aile var.
Türk toplum aile yapısı, geçmiş ve geleneğiyle araştırılmalı ve sağlam aile yapısı dokusuna kavuşturulması için yeni çareler üretilmeli ve ameli hayata geçirilerek yenilenmelidir!..
Bütünleyici gelenekçi aile yapımız, avrupa ithali çekirdek aile yapısı ile parçalanmış ve tecrübe birikimi fazla, büyük anneler ve büyük babalar, öz evinin dışında huzurevi'nde yaşamaya zorlanmıştır. Öz oğlu, kızı veya gelini tarafından kabullenilmeyen bu ihtiyarlar, kendine yabancı kişilerin ücretli yardımcılar ile nasıl huzur bulur? Halbuki bu ihtiyarlar şefkatle büyüttükleri çocuklarını, ömürlerini harcayarak büyük fedakarlıklarla hayata hazır hale getirdiler... Bunu yani kapı dışarı edilmelerini çağdaş dünya ile izah etmeye kalkmak, ana-baba sevgisi ile bağdaştırmak mümkün değildir!...Oysa çekirdek aile yapısına sahip avrupa toplumunda aileler, içindeki sevgi duygusunu bastırabilmek için; oturdukları evlerde kedi ve köpek bakarak şefkat duygusunu tatmin etmenin yollarını arıyor!
Halbuki ihtiyarların hali gençlerin akibetinin aynısıdır. İhtiyarlar gençliği yaşadı, fakat gençler ihtiyarlığı yaşamadı. Geçmişi yaşayarak kazanılan tecrübe birikimleri, ihtiyarlar tarafından elbette oğlu-kızı ve torunlarına aktarılacaktır. Çocukların ilk öğretmeni aile büyükleridir... Gelenekçi aile yapısı, Batı sömürücülerin doymak bilmez oburları olan vahşi kapitalistlerin işine gelmez. Çünkü sömürünün asıl hedefi, aile ve toplumu bölüp parçalayarak, tüketimi arttırıp kendisine pazar açmaktır. Batı ve batılın tarihi ve şimdiki yapısı, barışık aile yapısını ve toplum barışını istemez. Çekirdek ailelerde bile karı-koca kavgalı olduğu gibi toplum yaşama biçiminde de, talebe öğretmeni ile, sermayedar emekçi ile kavgalıdır ve her kuruluşun kavga edecek rakibi oluşturulmuş ve en önemlisi de ihtiyaçlar çoğaltılarak toplumun emek artık değeri olan sermaye hep zenginler azınlığının güçlü silahının sonucunda , halk çoğunluğu sürekli sömürülmüştür. Kurulu düzenin sömürü pazarında evlenmek, aile yapısı ve geçimin varlığını korumak her geçen gün zorlaşmaktadır...
Zorlanmanın maddi-manevi pek çok sebeplerinden basit bir örnek verelim: Ana ve babanın evinde iki oğlu olsa, kurulu ev düzeninin pek çok eşyasını ortak olarak kullanabilir. Çamaşır makinesini, buzdolabını, mutfak eşyalarını, telefonu vesaireyi pek ala müşterek kullanan aileler var. Bu aileler birbirlerine yardımcı, hasta bakıcısı, sırdaşı, can yoldaşı ve güvenilir yakınıdır. Kaynana veya evin büyük annesi ev içi iş çeşitlerinin ustası ve öğreticisidir. Temizlik, çamaşır, bulaşık ve mutfak işleri ile dikim işlerini de en iyi bilen ev terzisidir...
Gelenekçi yapıda aile bireyleri iş bölümü yapar, üretim ve tüketimi dostane paylaşırlar..Evler israfa kapalı, komşuya, akrabaya, misafire ve sosyal yardımlaşmaya açıktır. Zaten lokanta ve otel meslekleri de Türk toplumunun yabancılaşma süresi ile beraber Batı'dan ithal edilmiştir. Evin kadını, çocuğunun yanında ve evinde hergün işinin başındaki eşine yaşam kalitesini yükseltmek konusunda en büyük yardımcısıdır. Evin kadınının neler bildiğini ve neler yaptığını kısa bir örnekle açıklayalım. Evimizin kadını ailedeki çocuklarımıza bakmakla beraber, evin bir yıllık ihtiyacı olan, salçası, konservesi, makarnası, köylerde bulgurunu ve nişastasını yapar ve çocuklarına öğretir. Günümüzde ise geleneksel yaşam tarzını devam ettiren ailelerde bile böyle evler azaldı. Zaman zaman gittiğimiz köylerde bakıyorumda; köylüler saat 11-12'de kalkıyor, yumurtasını, peynirini ve diğer ihtiyaçlarını şehirden veya kasabadan hazır getirtiyor...
"Kadını kafesten kurtardık!..." diye aldatıp yuvasından ayıranlar, kadınlarımızı, evimizin süsü olan hanımlarımızı, sokakta, caddede, işyerinde çarşı ve pazarda kafeslediler!..Bir salça veya bir nişasta için, salça ve nişasta fabrikası kurdular. Demek ki annelerimiz evin ihtiyacını karşılayan küçük bir nişasta fabrikası gibi imiş de Besmeleli ve bereketli ellerin kıymetini bilmemişiz!.
Kadını evinden ayırıp, ihtiyaçlarını çoğaltıp çalışmaya mecbur hale getiren sistem, onu ucuz çalıştırdığı gibi, kazandığı paranın bir kısmını da yol masraflarına ve süslenme masraflarına ayırınca, zavallı kadın para bulmak durumuna düşüyor; evine, evlatlarına ve kocasına yabancılaşıyor, toplu taşıma araçları ile, gidiş-dönüşlerde ve işyerinde taciz ediliyor. Hatta zavallı kadınların bazılarının nikahlı kocasına bile süslenecek vakti veya ihtiyacı kalmıyor. Lakin ev dışı gezi ve çalışmalarda süslenmek, vazgeçilmez kural oluyor. Erkeğin yaşayış biçimi de dışa dönük ve kadının yaşam biçiminde farklı değildir. Zamanla çözülüş derecesine göre erkeğin de dışa dönük yaşayışı artar ve ev içi aile ilişkileri zayıflar, ailenin birbirine olan sadakat bağları gevşer ve dışa dönük yaşam biçimi, aile içi nefret ve ayrılığa kadar gider.Bu durumda gözü dışarıda olan kadın ve erkeğin elbette ki, evinde huzur ve geçim olmaz!..
Bilerek, görerek konuşarak ve anlaşarak evlenmeye karar veren çağdaş aile tipleri de genelde, gelenekçi ailelerden daha fazla boşanma olaylarına düştükleri günümüzde bilinen bir gerçektir. Tarihi geçmişimizde sahip olduğumuz gelenekçi aile kuruluşlarında oluşan boşanma olayları çok az olmakla beraber, günümüzde gelenekçi ailelerde de ayrılık ve boşanmalar sürekli artmaktadır.
Dünyevileşme genel anlamda büyüklenme, kendini yeterli görme, hayatı sevdikleri ile paylaşmama isteği, insanları Makyevelizm'in(sonuca ulaşmak için her yol mübahtır) tuzağına düşürmektedir. Bunun sonucunda da; sınırsız üretim, sınırsız tüketim, israf, cinsel sapkınlıklar, adaletsiz paylaşım ve sömürü ortaya çıkmaktadır. Hayatın farklı düzeylerinde görülen maddi ve manevi sapmalara karşı yapılacak olan, ilahi hikmetten nasibini almış din ve öğretilere uyarak tavsiye değerleri hayata geçirmenin yollarını aramalıyız..
Ailedeki olumsuzlukları yok etmeden, hangi sistemi getirirseniz getirin hiçbir zaman huzur içinde yaşayan toplumu oluşturamazsınız...Gelecek nesiller bizden sağlıklı nesiller oluşturmamız için büyük işler yapmamızı değil, gerekeni yapmamızı bekliyor!....
Kalın sağlıcakla...