
mkaraalioglu@stargazete.com
Görüntü olayının patladığı günden itibaren konuştuğu bütün isimlere verdiği havanın aksine Baykal istifa etti. İstifa belki kaçınılmazdı ama CHP lideriyle konuşan herkes aksine bir hava almıştı ve dolayısıyla ayrılması bu kadar erken beklenmiyordu.
Erken ya da geç Deniz Bey’in istifası haysiyetli bir karardır. Kendisi ve partisi için en az sıkıntılı yolu tercih etmiştir.
Elbette böyle bir olay ve bu olayın ardından istifa kararı önemli sonuçlar doğuracaktır. Baykal’a karşı en ummadığı kesimler tarafından büyük ve siyaseten ölümcül bir darbe indirilmiştir. Bugüne kadar çeşitli darbelere maruz kalan; bir kez de gidip gelen Baykal, sonuncusunda yıkılmıştır. Uzun ve tartışmalı aktif siyasi hayatı her şeye rağmen hak etmediği dramatik bir sahneyle noktalanmıştır.
Geride sorular kalmıştır; ileriye doğru da cevap bekleyen konular vardır.
Soralım, cevap arayalım.
1-) Baykal’ın maruz kaldığı nasıl bir komplodur?
Olay gerçekten Türk siyasi hayatının en şok edici vak’alarından birisidir. Esasen, şekli, hacmi ve aktörleri itibariyle bir benzeri de yoktur. Bir sinsi tezgah elbette vardır ama Baykal da hata yaparak, o tezgahın sonuç almasına yol açmıştır ve istifayla bedelini ödemiştir.
2-) Komployu kim kurdu?
Bunu bilmiyoruz ve eğer güçlü bir itiraf veyahut da kesin bir belge ortaya çıkmazsa muhtemelen sonsuza kadar da bilemeyeceğiz. Bu da spekülasyonların artarak sürmesi demektir. Ancak, sonuçlarından yola çıkarak bir sonuca varılabilir. Baykal, ummadığı çevrelerin, kendisine bunu yapacağını hiç tahmin etmediği kişilerin kurbanı olmuştur. CHP’ye yakın yazarlar, yorumcular ve eski partililer de bunu hissetmiş ve yansıtmışlardır. Nitekim, CHP’ye yakın medya da daha ilk andan itibaren olayı benimsemiş ve topluma yayılmasında bir şekilde önemli bir rol oynamıştır.
3-) Baykal’ı pes ettiren ne oldu?
Deniz Bey’i istifa kararına götüren de kendisine yakın medya tarafından yalnız bırakılmak; hatta hedef gösterilmek oldu. Nitekim, basın toplantısında sitemini onları “komploya ortak” olmakla itham etti. İstifa artık kaçınılmazdı ve medyasız siyaset Baykal’ın asla yapamayacağı bir şeydi. Eğer medya, ilk andan itibaren görüntüleri örtbas yolunu tercih etse ve Baykal’ın dün yaptığı gibi olayı iktidara yıkmaya çalışsa sonuç böyle olmazdı. Tam bu noktada en önemli soru gündeme geliyor. Yani...
4-) Komplonun arkasında iktidar mı var?
Yok. Baykal da olmadığını çok iyi biliyor. Eğer, iktidarın bu işin içinde olduğuna dair küçük bir bilgisi ya da şüphesi olsa kesinlikle istifa etmezdi. Aksine, bunu büyük bir karşı kampanyaya dönüştürmeyi dener ve mağduru oynamayı seçerdi. Suçu iktidara atmak, tıpkı Mustafa Sarıgül’ü hedef alan suikast iddiası gibi çaresiz bir stratejik hamledir. Sonuç itibariyle zaten Baykal’ın CHP’den gitmesini en son isteyecek kişinin Tayyip Erdoğan olduğunu unutmamak lazımdır. Nitekim Baykal da “siyasit düzenlemeye kalkışıyorlar” diyerek dikkatli gözle için medyayı komplonun adresi olarak göstermiştir.
5-) Suçu iktidara atmanın amacı ne olabilir?
Yakın çevresinden sızan bilgilere göre, istifa etmese böyle bir bahsi açmayacaktı ancak istifa kararından sonra büyük oynaması gerekiyordu. “Beni çömezlerim devirdi, yakın çevremin komplosuna kurban oldum” diyemezdi. İktidarın hedefi olan bir lider portresini pekiştirmek tek seçeneğiydi. Böylelikle tabanını da “Beni onlara yedirmeyin” mesajını vermiş oldu.
6-) Neden mesaj veriyor ve bundan sonra ne olacak?
Baykal gibi pür politik bir ismin siyasi arzusu kolay bitmez. Bu saatten sonra, yeniden genel başkan olabilmesi seçenekler arasında en zayıf ihtimaldir ancak, kendisine bu komployu kuranlara da partiyi bırakmayacaktır. O yüzden tabanına mesaj vermek ve o mesajın inandırıcı olmasını sağlamak zorundadır. “ CHP de bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır” derken kurultaya da keskin bir mesaj vermiştir. Tam zamanında istifa ederek; “Değişim grubu”nu aday dahi çıkartamayacak hale getirmiştir.
Erken ya da geç Deniz Bey’in istifası haysiyetli bir karardır. Kendisi ve partisi için en az sıkıntılı yolu tercih etmiştir.
Elbette böyle bir olay ve bu olayın ardından istifa kararı önemli sonuçlar doğuracaktır. Baykal’a karşı en ummadığı kesimler tarafından büyük ve siyaseten ölümcül bir darbe indirilmiştir. Bugüne kadar çeşitli darbelere maruz kalan; bir kez de gidip gelen Baykal, sonuncusunda yıkılmıştır. Uzun ve tartışmalı aktif siyasi hayatı her şeye rağmen hak etmediği dramatik bir sahneyle noktalanmıştır.
Geride sorular kalmıştır; ileriye doğru da cevap bekleyen konular vardır.
Soralım, cevap arayalım.
1-) Baykal’ın maruz kaldığı nasıl bir komplodur?
Olay gerçekten Türk siyasi hayatının en şok edici vak’alarından birisidir. Esasen, şekli, hacmi ve aktörleri itibariyle bir benzeri de yoktur. Bir sinsi tezgah elbette vardır ama Baykal da hata yaparak, o tezgahın sonuç almasına yol açmıştır ve istifayla bedelini ödemiştir.
2-) Komployu kim kurdu?
Bunu bilmiyoruz ve eğer güçlü bir itiraf veyahut da kesin bir belge ortaya çıkmazsa muhtemelen sonsuza kadar da bilemeyeceğiz. Bu da spekülasyonların artarak sürmesi demektir. Ancak, sonuçlarından yola çıkarak bir sonuca varılabilir. Baykal, ummadığı çevrelerin, kendisine bunu yapacağını hiç tahmin etmediği kişilerin kurbanı olmuştur. CHP’ye yakın yazarlar, yorumcular ve eski partililer de bunu hissetmiş ve yansıtmışlardır. Nitekim, CHP’ye yakın medya da daha ilk andan itibaren olayı benimsemiş ve topluma yayılmasında bir şekilde önemli bir rol oynamıştır.
3-) Baykal’ı pes ettiren ne oldu?
Deniz Bey’i istifa kararına götüren de kendisine yakın medya tarafından yalnız bırakılmak; hatta hedef gösterilmek oldu. Nitekim, basın toplantısında sitemini onları “komploya ortak” olmakla itham etti. İstifa artık kaçınılmazdı ve medyasız siyaset Baykal’ın asla yapamayacağı bir şeydi. Eğer medya, ilk andan itibaren görüntüleri örtbas yolunu tercih etse ve Baykal’ın dün yaptığı gibi olayı iktidara yıkmaya çalışsa sonuç böyle olmazdı. Tam bu noktada en önemli soru gündeme geliyor. Yani...
4-) Komplonun arkasında iktidar mı var?
Yok. Baykal da olmadığını çok iyi biliyor. Eğer, iktidarın bu işin içinde olduğuna dair küçük bir bilgisi ya da şüphesi olsa kesinlikle istifa etmezdi. Aksine, bunu büyük bir karşı kampanyaya dönüştürmeyi dener ve mağduru oynamayı seçerdi. Suçu iktidara atmak, tıpkı Mustafa Sarıgül’ü hedef alan suikast iddiası gibi çaresiz bir stratejik hamledir. Sonuç itibariyle zaten Baykal’ın CHP’den gitmesini en son isteyecek kişinin Tayyip Erdoğan olduğunu unutmamak lazımdır. Nitekim Baykal da “siyasit düzenlemeye kalkışıyorlar” diyerek dikkatli gözle için medyayı komplonun adresi olarak göstermiştir.
5-) Suçu iktidara atmanın amacı ne olabilir?
Yakın çevresinden sızan bilgilere göre, istifa etmese böyle bir bahsi açmayacaktı ancak istifa kararından sonra büyük oynaması gerekiyordu. “Beni çömezlerim devirdi, yakın çevremin komplosuna kurban oldum” diyemezdi. İktidarın hedefi olan bir lider portresini pekiştirmek tek seçeneğiydi. Böylelikle tabanını da “Beni onlara yedirmeyin” mesajını vermiş oldu.
6-) Neden mesaj veriyor ve bundan sonra ne olacak?
Baykal gibi pür politik bir ismin siyasi arzusu kolay bitmez. Bu saatten sonra, yeniden genel başkan olabilmesi seçenekler arasında en zayıf ihtimaldir ancak, kendisine bu komployu kuranlara da partiyi bırakmayacaktır. O yüzden tabanına mesaj vermek ve o mesajın inandırıcı olmasını sağlamak zorundadır. “ CHP de bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır” derken kurultaya da keskin bir mesaj vermiştir. Tam zamanında istifa ederek; “Değişim grubu”nu aday dahi çıkartamayacak hale getirmiştir.
****************************************************************************************************************************************************************
İstifanın anlamı müvekkil avukatını tasfiye etti! 
Ergun BABAHAN
ebabahan@stargazete.com
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, gazete manşetlerine taşınan kaset haberlerinin ardından dün istifa etti.
Bu kaçınılmaz bir sondu kendisi için.
Hele komplocuların “Devamı var” mesajının olayın daha da çirkinleşeceğini göstermesinden sonra.
Sonuç itibariyle, siyaset kadar çocukları ve torunlarının itibarını da düşünmesi gerekiyordu.
Ancak istifa kararını açıklarken yanlış adrese çattığına inanıyorum.
Bu iktidar kaynaklı değil, bürokrasi-medya-iş dünyası kaynaklı bir komplodur bence.
Tıpkı rahmetli Bülent Ecevit’in hastane yoluyla tasfiye edilmek istenmesi gibi.
Liderin ve partinin adı değişmiş ama tasfiye mantığı değişmemiştir.
Bu kez iktidar değil muhalefet yeniden biçimlendirilmiştir.
İktidar bu komplonun içinde olamaz. Çünkü:
- CHP’nin başında kim olursa olsun Anayasa değişikliğine karşı tutum değişmeyecektir.
- Eğer böyle bir niyet olsa, Meclis’teki görüşmeler sırasında yapılır ve ana muhalefetin dağılması sağlanırdı.
- CHP’de seçim öncesi lider değişimi iktidarın en son isteyeceği şeydir.
- Dinamik bir liderle CHP, yüzde 30 sınırını zorlayacak bir potansiyele ulaşabilir. Bu da AK Parti’nin gücünü zayıflatır.
Düz bir mantık bile, bu komplonun arkasında AK Parti’nin olmadığını göstermeye yeter.
‘’Vah vah’’ diye gözyaşı dökerken istifa çağrıları yapanlara dönüp bakmasında yarar var.
Aslında Ecevit’e yapılanları çok yakından bilen bir siyasetçi olarak bu olayın gerçek yüzünü herkesten daha iyi bildiğine eminim.
Ama geçmiş ilişkileri, devlet çarkındaki yeri nedeniyle bunları dile getirmesi zor.
Bir zamanlar kendisinin de içinde yer aldığı sistem, bu kez hükmü Deniz Baykal için verdi.
Çünkü Baykal’ın ne cumhurbaşkanlığı seçiminde, ne anayasa değişiminde etkili olmadığı sonucuna vardı.
Bugünkü tabloda AK Parti’nin alternatifsiz olması, 3’üncü dönem tek başına iktidara gelme olasılığı, belli merkezlerin Baykal için düğmeye basmasına yol açtı.
Baykal’ı sahip çıktığı, uğruna savaştığı, avukatlığına soyunduğu kesimler tasfiye etti.
Müvekkil, vekili azletti.
CHP sadece genel başkan seçmeyecek, Ergenekon’a da yeni bir avukat atayacak.
Hrant Dink ve Ergenekon
Hepimizin bildiği bir gerçeği, telefon kayıtları da teyit etti.
Hrant Dink’i, okey oynayan maceracı gençler değil, Ergenekon merkezli bir hareket öldürtmüş.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün raporuna göre Hrant Dink suikastı davasının şüphelileriyle Ergenekon davası şüphelilerinin telefon irtibatları tesbit edilmiş.
Bu isimler şöyle; Veli Küçük, Levent Temiz, Kemal Kerinçsiz, Erbağ Çolakoğlu, Muzaffer Tekin ve Levent Göktaş.
Yani olağan şüpheliler.
Hrant’ı ve Orhan Pamuk’u Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesini ihlal ettiği için şikayet eden isimler bunlar.
Duruşma salonunda Hrant’ın kafasına bozuk para atan da bunlar.
Bu raporlara bakıp, Ergenekon’a fasa fiso diyenlere yuh diyorum.
Bu yapıya sahip çıkan, küçümsemeye çalışan, görmezden gelen herkesin elinde kan var demektir.
Bu gelişme, Türkiye’de gerçek failleri bir kez daha ortaya koymuştur.
Onun için inadına referandum, inadına evet diyorum.
Çünkü bugünkü yapısıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Ergenekon’un üstüne giden hakim ve savcıları tasfiye etmek istiyor.
Bugünkü yapısıyla HSYK, Hrant Dink’i okuduğunu yanlış anlamak suretiyle mahkum eden zihniyete sahip çıkıyor.
Faili meçhuller sona ersin, Türkiye normalleşsin diyorsanız, siz de evet deyin.
Bu kaçınılmaz bir sondu kendisi için.
Hele komplocuların “Devamı var” mesajının olayın daha da çirkinleşeceğini göstermesinden sonra.
Sonuç itibariyle, siyaset kadar çocukları ve torunlarının itibarını da düşünmesi gerekiyordu.
Ancak istifa kararını açıklarken yanlış adrese çattığına inanıyorum.
Bu iktidar kaynaklı değil, bürokrasi-medya-iş dünyası kaynaklı bir komplodur bence.
Tıpkı rahmetli Bülent Ecevit’in hastane yoluyla tasfiye edilmek istenmesi gibi.
Liderin ve partinin adı değişmiş ama tasfiye mantığı değişmemiştir.
Bu kez iktidar değil muhalefet yeniden biçimlendirilmiştir.
İktidar bu komplonun içinde olamaz. Çünkü:
- CHP’nin başında kim olursa olsun Anayasa değişikliğine karşı tutum değişmeyecektir.
- Eğer böyle bir niyet olsa, Meclis’teki görüşmeler sırasında yapılır ve ana muhalefetin dağılması sağlanırdı.
- CHP’de seçim öncesi lider değişimi iktidarın en son isteyeceği şeydir.
- Dinamik bir liderle CHP, yüzde 30 sınırını zorlayacak bir potansiyele ulaşabilir. Bu da AK Parti’nin gücünü zayıflatır.
Düz bir mantık bile, bu komplonun arkasında AK Parti’nin olmadığını göstermeye yeter.
‘’Vah vah’’ diye gözyaşı dökerken istifa çağrıları yapanlara dönüp bakmasında yarar var.
Aslında Ecevit’e yapılanları çok yakından bilen bir siyasetçi olarak bu olayın gerçek yüzünü herkesten daha iyi bildiğine eminim.
Ama geçmiş ilişkileri, devlet çarkındaki yeri nedeniyle bunları dile getirmesi zor.
Bir zamanlar kendisinin de içinde yer aldığı sistem, bu kez hükmü Deniz Baykal için verdi.
Çünkü Baykal’ın ne cumhurbaşkanlığı seçiminde, ne anayasa değişiminde etkili olmadığı sonucuna vardı.
Bugünkü tabloda AK Parti’nin alternatifsiz olması, 3’üncü dönem tek başına iktidara gelme olasılığı, belli merkezlerin Baykal için düğmeye basmasına yol açtı.
Baykal’ı sahip çıktığı, uğruna savaştığı, avukatlığına soyunduğu kesimler tasfiye etti.
Müvekkil, vekili azletti.
CHP sadece genel başkan seçmeyecek, Ergenekon’a da yeni bir avukat atayacak.
Hrant Dink ve Ergenekon
Hepimizin bildiği bir gerçeği, telefon kayıtları da teyit etti.
Hrant Dink’i, okey oynayan maceracı gençler değil, Ergenekon merkezli bir hareket öldürtmüş.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün raporuna göre Hrant Dink suikastı davasının şüphelileriyle Ergenekon davası şüphelilerinin telefon irtibatları tesbit edilmiş.
Bu isimler şöyle; Veli Küçük, Levent Temiz, Kemal Kerinçsiz, Erbağ Çolakoğlu, Muzaffer Tekin ve Levent Göktaş.
Yani olağan şüpheliler.
Hrant’ı ve Orhan Pamuk’u Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesini ihlal ettiği için şikayet eden isimler bunlar.
Duruşma salonunda Hrant’ın kafasına bozuk para atan da bunlar.
Bu raporlara bakıp, Ergenekon’a fasa fiso diyenlere yuh diyorum.
Bu yapıya sahip çıkan, küçümsemeye çalışan, görmezden gelen herkesin elinde kan var demektir.
Bu gelişme, Türkiye’de gerçek failleri bir kez daha ortaya koymuştur.
Onun için inadına referandum, inadına evet diyorum.
Çünkü bugünkü yapısıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Ergenekon’un üstüne giden hakim ve savcıları tasfiye etmek istiyor.
Bugünkü yapısıyla HSYK, Hrant Dink’i okuduğunu yanlış anlamak suretiyle mahkum eden zihniyete sahip çıkıyor.
Faili meçhuller sona ersin, Türkiye normalleşsin diyorsanız, siz de evet deyin.