Fazla olumlu bir miras bırakmadan siyasetten çekilmiş olsa da Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın Başbakanı Tansu Çiller'in önemli bir tespiti vardı. İktisat profesörü olarak Boğaziçi'nde ders verirken fark edemediği çok önemli bir gerçeği, Türkiye ekonomisini yönetirken görmüştü. Devletin ekonomideki ağırlığı, özel teşebbüsün cılızlığı ve özelleştirmelerde karşılaştığı büyük direnç, Çiller'e şu sözleri söyletmişti: "Son sosyalist ülke Türkiye'dir."
Ülkemizde yaşadığımız gerçeklerle teorik algılamalar arasındaki farkı göstermesi açısından çok anlamlı bir tespitti bu. Teoride, Türkiye, Batı bloku içindeydi ve ekonomisinin de bu dünyanın özelliklerine benzemesi gerekiyordu. Ama benzemiyordu. En geçerli kural serbest piyasa olmalıydı, ama öyle değildi.
Söz konusu olan Türkiye olunca, bu istisna durumu sadece ekonomide değil, siyasetten hukuka, şehirleşmeden sivil-asker ilişkilerine her alanda geçerli. Böyle olmasa idi, 80 yıldır Batılılaşmayı resmi ideoloji olarak benimseyen Türkiye'nin bugün AB standartlarını yakalamak için seferber olması gerekmezdi. Demek ki, Türkiye şeklen Batı içinde olsa da fiiliyatta bunun gereklerine hep uzak kalmış bir ülke.
Bunun son tezahürünü, gündemi tamamen tıkayan YAŞ toplantılarında ve sivil-asker ilişkilerinde görmek mümkün. Teoride, Türkiye henüz AB üyesi olmasa da Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesi. NATO'nun önemli üyelerinden biri. Yıllardır OECD'den AGİT'e birçok Batı kurumunun içinde. Ama bizde sivil-asker ilişkilerinde yaşananların, Batı'daki hiçbir ülkede örneği yok. Hiçbir ülkede askerlerin tayin ve terfilerinin yapıldığı bir toplantı günlerce haber olmuyor. Hangi komutanın hangi göreve geleceği ülkeyi kilitlemiyor. Batılı ülkelerin çoğunda, üst düzey komutanlıklara kimin geleceğini tartışmak bir yana, genel kamuoyu genelkurmay başkanının adını dahi bilmiyor.
Batı blokunda yer almamıza rağmen Batılı olmayan bu hallerimiz, Avrupa ülkeleriyle bir araya geldiğimizde fena sırıtıyor. Tuhaflığın mutat yaşandığı platformlardan biri, NATO Savunma Bakanları Toplantısı. Burada, her ülkenin savunma bakanı önde, genelkurmay başkanı ise onun arkasında duruyor. Ama bizim protokolde, genelkurmay başkanı, savunma bakanından önce geldiği için ortaya garip bir tablo çıkıyor. Türkiye'deki son toplantı için bulunan çözüm, Org. Başbuğ'un toplantıya katılmamasıydı. Zira bizim protokole göre, genelkurmay başkanı, başbakanın ardından 4. sırada yer alıyor. Uluslararası uygulamada ise asker, seçilmişlerin hayli gerisinde. Genelkurmay başkanları, ABD'de protokolün 48'inci, İtalya'da 25'inci, İspanya'da 33'üncü, İtalya'da 25'inci, Fransa'da 17'nci sırasında.
Son YAŞ toplantısı, bizim gibi NATO üyesi olan ve askeri talimnamelerinin çoğunu tercüme edip kullandığımız Amerika'da askerin, sivil iktidarlar karşısındaki konumuyla, bizdeki durum arasındaki uçurumu bir daha gözler önüne serdi. Geçtiğimiz ay, ABD'nin Afganistan'daki komutanı Org. Stanley McChrystal, yönetimin politikasını eleştirdiği için derhal Obama tarafından azledildi. McChrystal'ın hatası, Obama yönetiminin önemli isimleriyle yaşadığı sorunları dile getirmek ve emrindeki askerleri bile kendi stratejisinin savaşı kazandıracağına ikna edemediğini söylemekten ibaretti. Orada sivil idareye bu kadarcık itiraz koca generalin azli ile sonuçlanırken, bizde hükümeti devirme planları hazırlamak, siyasi liderleri karalamak için web siteleri açmak, hakkında tutuklama kararı çıkmış olmak bile terfiye engel olmuyor. Asker, sivil iktidarın sınırlı hukuk vurgusuna karşı kazan kaldırabiliyor.
İki ülke arasındaki uçurum, generallerin terfi ve tayini konusunda daha da büyük. Bizde siyasi iradenin yaptığı minik tercihler dahi kriz konusu yapılırken, Amerika'da generallerin terfi ve tayinleri tamamen siyasetin elinde. Nasıl olur demeyin. İşte usul: Albaylıktan sonraki tüm terfi ve tayinler, ancak Başkan'ın aday göstermesi ve Senato'nun onayıyla mümkün. Bir konum boşaldığında, Başkan, 17-19 kişilik bir askeri komitenin kıdem-başarı kriterine göre önerdiği isimlerden birini veya kendi dilediği bir ismi, savunma bakanı ve genelkurmay başkanının da tavsiyesini alarak Kongre'ye sunuyor. Bu yüzden, Irak'a, Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na veya başka konumlara aday gösterilen komutanların, Senato'daki hearing'lerde zor sorularla nasıl terlediğini sık sık görüyoruz.
Türkiye daha ne kadar şeklen Batılı ve şeklen demokrat kalacak?