ALPER TAN
Kendilerini dünyanın efendisi zanneden devletler, kendilerinin sahip oldukları nükleer silahlara Müslüman ülkelerin sahip olmamaları için her türlü yalanı söyleyerek numara çeviriyorlar. Esas amaçları başka olduğu halde İran’ın nükleer silah yapmaya çalıştığını öne sürerek en önemli İslam ülkelerinden biri olan İran’ı izole etmeye, etkisizleştirmeye ve yalnızlaştırmaya çalışıyorlardı. Bu tuzak Türkiye tarafından bozuldu. Amaçları, 20. yüzyılın başında istedikleri gibi dizayn etmiş oldukları İslam ülkelerini, sürekli uğraştıracak bir fitne yuvası olarak planladıkları İsrail’in önündeki tehlikeleri bertaraf etmek. Büyük çoğunluğu Müslüman halklardan oluşan Ortadoğu ülkelerini, İsrail üzerinden meşgul etmek ve kontrol altında belli bir dengede tutmak.
Kuruluşuna destek veren ve kurulduğundan beri İsrail’e koltuk çıkan Batı ülkelerinin gerçek maksadı Yahudilerin “Vaad edilmiş topraklarda” vatanlarına kavuşmaları değil, 20. yüzyılın başında Batılılar tarafından kurulan bölge düzeninin devamını sağlamak. Yani İsrail’e desek olan Batı ülkeleri Yahudileri sevdikleri için değil, kendi çıkarlarının devamı için destekliyorlar. Bu noktada İsrail devleti uluslararası düzen için resmen kullanılıyor.
İsrailli Yahudiler, 1948’de bağımsızlık ilan etmelerinden bu yana dünyada bir devlet olarak tanındılar, paraya ve zenginliğe kavuştular, dünyada sözü geçen ülkelerden biri de oldular, ama hiçbir zaman huzur ve mutluluğa kavuşamadılar. Her an ölüm korkusu ile yaşıyorlar. Evde, işte, sokakta markette ne zaman bir intihar bombacısı kendini patlatacak dehşeti sürekli olarak beyinlerini kemiriyor İsrail’de yaşayanların.
Bu atmosferi, bu korku düzenini, İsrail projesini planlayan Batılı ülkeler ve o planın parçası olan İsrail devlet adamları oluşturdular. Gazze kıyılarında denize girerken İsrail helikopteri ile kana bulanan masumlar, babasının kucağında İsrail ordusuna ait çakalların mermilerine hedef olan çocuklar, Batı Şeria’da Siyonist şiddete maruz kalanlar hazırlamadılar.
İsrail, bu güne kadar huzur bulamadığı gibi bundan sonra hiç bulamayacak. 31 Mayıs’ta insani yardım gemilerine yapılan melun saldırı artık yeni bir milat olmuştur. Bu tarihten sonra İsrail için çok daha acı günler beklenmelidir.
İsrail, kuruluşundan bu yana halkının tepkisine rağmen kendisine destek veren Türkiye’nin masum insanlarını, gözünü kırpmadan vahşice katletmiştir. Bu onların yanına kar kalmayacak, hesabı mutlaka sorulacaktır. İsrail bölgede müttefiki olan, sorunlarının çözümü için her konuda arabulucu olmaya çalışan Türkiye gibi bir ülkeyi, aptalca politikaları ve kendi elleriyle tamamen karşı tarafa itmiş, tarafsız konumunu bozarak kendi karşısına taraf haline getirmiştir. Böyle bir başarıyı ancak geri zekalı siyasetçiler yapabilir. Netanyahu hükümetinde olduğu gibi. Bu durum İsrail açısından çok kötü bir netice. Ama Türkiye için rahatsız olacak bir durum yok. Türkiye gerçek yörüngesine oturmaya başlamaktadır. Ortadoğu, dünya ve kendi ülkemiz açısından olumlu bir gelişme. Bu durum, Türkiye’nin hem bölgedeki hem de Batı karşısındaki gücünü ve itibarını daha da arttıracaktır.
İsrail’in insani yardım gemilerine saldırmasından sonra kendi içindeki Siyonist aşkı gizleyemeyen bazı insanlığını kaybetmiş vatandaşların tavırları ise şaşırtıcı değil. “Arapların bile destek olmadığı Gazze’yi biz mi kurtaracağız” anlamına gelen yazı ve yorumlar bu kişilerin kalplerinin ve insani duygularının ne kadar tefessüh ettiğini gösteriyor. Yeri geldiğinde, insan hakları, hümanizma, eşitlik, adalet kavramlarını dillerinden düşürmeyen bu adamlara, bu yorumlarından dolayı sadece acımak gerekir.
Türkiye son zamanlarda, gerek sivil toplum kuruluşları gerekse devlet olarak, din, dil, ırk, renk ayrımı yapmaksızın dünyanın dört bir yanındaki masumlara el uzatmaya çalışıyor. Bunun en çarpıcı örneği, Haiti ve Şili depremlerinde oraya ilk yardım eden ülkelerden biri olmasıdır. Dünyanın öbür ucundaki felaketlere koşan Türkiye’ye sesini çıkarmayıp, burnumuzun dibindeki Filistinlilere yardım götürülmesine “Dokuz cana değdi mi” türünden tepki gösterenler, acaba içlerinde gizleyemedikleri İslam düşmanlığını mı dışa vuruyorlar? Çok acı. Keşke her şeyden önce insan olduklarını hissedebilselerdi..
Dünyanın süper güçlerinin elinde ölüm kusan konvansiyonel silahların yanında, Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal silahlar var. Bu silahların üretim maliyetleri çok yüksek. Bazıları bu silahı İkinci Dünya Savaşı’nda kullandılar. Bunun hesabını hala veremiyorlar. İsrail’in elinde de aynı silahlardan var.
Ama Dünya 31 Mayıs’ta yeni bir silah keşfetti. Üretim maliyeti sıfır olan, isteyen herkesin örneğine bakarak sahip olabileceği ve ömür boyu kullanabileceği, en önemlisi de kimsenin gasp edemeyeceği, kimsenin ambargo uygulayamayacağı bir silah: “İnsanlık silahı.” Düşmanını ölümüyle bile vuran, mağlup eden bir silah bu. Sahibinin mağlup olma riskini ortadan kaldıran bir silah. İHH’nın Akdeniz’de süzülen gemilerinde işte bu silahlar yüklüydü. İsrail kara sınırına 77 mil uzakta bu silahlarla yenildi. İsrail’in nükleer silahlarının işlevsiz kaldığı bu silaha sadece İsrail değil hiçbir süper güç direnemez. Zaten direnemedi de..
İşte İsrail’i de Amerika’yı da dünyayı da korkutan silah, Türkiye’nin bu silahıdır. Hepimiz bu silahla silahlanalım.
*************************************************************************************************
İsrail korkusu tir tir titretiyor !
"Bugünlerde İsrail'i içine düştüğü bu zor durumdan kurtarma çabasına girenlerin en büyük korkusu da bu." İşte çok çarpıcı analiz...
İSRAİL'İ ÇILGINA ÇEVİREN NEYDİ?
İsrail Gazze'ye insani yardım götüren gemiye baskın yaptı ve silahsız insanları öldürdü. 9 vatandaşımız gerçek mermilerle vuruldu, hayatını kaybetti.
İsrail bu hareketiyle kural tanımazlığını, aymazlığını, şiddet sevdasını ve katil unvanını dünyaya bir kez daha tescilledi.
32 milletten sivil insanların bulunduğu bir yardım gemisine saldırıp insanları katletti.
İsrail'in derdi ne ?
Niçin çıldırdı ?
Bir kural vardır; gücün bittiği yerde şiddet başlar.
İsrail'in gücü bitti.
Asırlardır dünyaya nizam vermeye kalkan İsrail'in artık gücü yok.
İsrail'in gücünü Türkiye bitirdi.
Ortadoğu'da çok büyük bir misyon üstlenen Türkiye, herkese korku salan, bütün ülkelere kabadayılık yapan İsrail'in bu imajını yerle bir etti.
Türkiye; İsrail'den korkulmaması gerektiğini, korkulmadığında hiçbirşey olmayacağını dünyaya gösterdi.
Türkiye en çok da bu bölgenin ülkelerine özgüven kazandırdı. Artık İsrail'den kimse korkmuyor.
İşte bu İsrail'i çıldırtıyor.
Türkiye; İsrail'in kendi vatandaşlarına ve dünyaya karşı hep tehdit olarak gösterdiği İran'ı bile dünyayla entegre edecek çok önemli bir adım attı.
Türkiye; İsrail'in sürekli kendilerine nükleer silahlarla saldıracağı yaygarasını yaptığı İran'ı çok önemli bir anlaşmaya ikna etti.
İsrail iyice yalnız kaldı.
İsrail çevresinde, kendi insanına bile artık onları koruduğunu bahane edeceği bir düşman üretemeyecek.
Nükleer silahsızlanma konusunda Türkiye ve Brezilya'nın öncülük ettiği, İran'ın imzaladığı 1200 kilogramlık uranyum takası anlaşması İsrail'i çok kızdırdı.
Artık yürüttüğü şiddet politikasını kendi vatandaşına bile izah etmekte zorlanan İsrail yönetimi, günlerdir uranyum takası anlaşmasıyla İran'ın, Türkiye ve Brezilya'yı kandırdığını iddia ediyor. Ve hala İran'ın nükleer silahlarla kendisine saldıracağı korkusunu diri tutmaya çalışıyor.
İsrail; İran'ı nükleer silahlanma eleştirilerinden kurtardığı için Türkiye'ye çok kızıyor, bunun bedelini ödetmeye çalışıyor.
İki hafta önce İran'ın imzaladığı nükleer silahsızlanmayı garanti eden anlaşmadan sonra İsrail için artık yeni ve zor bir dönem başladı.
İsrail Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılması anlaşmalarına ve bu konuda yapılması planlanan organizasyonlara hep karşı çıkıyor.
Şu ana kadar nükleer silahlar konusunda hep İran'ı ortaya sürerek kendini kamufle eden İsrail şimdi apaçık ortaya çıktı.
Mesela daha Mayıs ayının başında İsrail, 189 ülkenin kabul ettiği, Orta Doğu'nun nükleer silahlardan arındırılması amacıyla 2012'de bir konferans düzenlenmesi hedefini reddetti. Buna gerekçe olarak da Ortadoğu'nun gerçeklerini bahane gösterdi.
İşte İran'ın uranyum takası anlaşmasını imzalaması İsrail'in sarıldığı “bölgenin gerçekleri” bahanesini de boşa düşürmüş oldu.
Bölgesinde çok güçlü bir hale gelen Türkiye, komşularıyla yürüttüğü sıfır problem anlayışıyla İsrail'i adeta köşeye sıkıştırdı.
Dünyanın bu bölgede önemsediği Türkiye'nin, çevresiyle sıfır problemi
tesis etmesi Ortadoğu'ya birlik beraberliği getiriyor.
İşte buna tahammül edemeyen tek ülke; İsrail.
Sadece son bir haftada yaşananlar bile bize çok önemli ipuçları veriyor.
İran'ın uranyum takasını imzalamasından sonra İsrail denizaltıları geçen hafta İran'ı taciz ederek gerilim oluşturmaya çalıştı.
İngiliz Sunday Times gazetesi, İsrail'in nükleer füze yüklü üç denizaltıyı İran kıyıları yakınına konuşlandırdığını yazdı.
Sunday Times 50 gün denizde kalabilen denizaltıların istihbarat toplamak ve Mossad ajanlarını bölgeye göndermek amacıyla konuşlandırıldığını, İran'ın nükleer bomba üretme konusundaki programına devam etmesi durumunda da kullanılabileceği yorumunu yaptı.
İsrail, İran'ı kışkırtmaya çalışıyor.
Bu olay Türk yardım gemisine yapılan saldırıdan sadece 2 gün önce gerçekleşti.
İsrail bir yandan bu anlaşmayı imzalayan İran'a bulaşıp, diğer yandan da bu anlaşmaya ön ayak olan Türkiye'deki iktidara bedel ödetmek istedi.
Ve Türkiye'den giden yardım konvoyuna saldırdı.
Oysa bu gemiyi hiçkimsenin burnunu bile kanatmadan durdurmanın birçok yolu vardı.
Çünkü İsrail'in gücü bitti, yapayalnız kaldı.
Bugünlerde İsrail'i içine düştüğü bu zor durumdan kurtarma çabasına girenlerin en büyük korkusu da bu.
Efendilerinin itibarını kaybediyor olması onları da telaşlandırıyor.
Gazze'ye yardım götüren konvoyları Pkk'ya yardım yapılmasına benzeterek güya Türkiye'deki iktidarı bu işin arkasında durmaması için uyarıyorlar.
Efendileri kaybettiği gibi Efendilerinin borusunu öttürenler de kaybedecek.
Şimdi İsrail'in iki yolu var.
Ya kendine çeki düzen verip aklını başına alacak, medeni dünyanın ve bu bölgenin kurallarına uyacak.
Ya da şiddetini sürdürerek Ortadoğu'daki bu yeni kendisinden korkulmayan düzende yok olacak.
ABDULLAH ABDULKADİROĞLU - SAMANYOLU HABER