Ali Karahasanoğlu - Vakit
akarahasanoglu@vakit.com.tr
2010-06-17
Ergenekon, Türkiye’nin dengesini bozdu!
Ergenekon davası, hukuk kurallarını altüst etti. Mahkemeleri birbirine düşürdü..
Hakimlerin arasını açtı..
Hakimleri, mahkemelerde davalı-sanık konumuna düşürdü..
Ve bu durum her geçen gün yaygınlaşarak da devam ediyor!
Başsavcıyı, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi mi yargılayacak?
Yoksa Yargıtay’daki ilgili daire mi?
Alın size bir tartışma konusu..
Üç aydır çözülemiyor!
Birleştirme kararı, asıl dosya incelenerek mi verilmeli, yoksa CD üzerinden de inceleme yapılabilinir mi?
Cumhuriyet tarihinde böyle bir olay yok.
Başbakan Recep TayyipErdoğan’ın, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde lehine verilen kararın bozulması için, Sabih Kanadoğlu ile dönemin Adalet Bakanı Aysel Çelikel, faks üzerinden incelemeler yapmışlardı ama, hemen ertesi günü dosyanın aslı da getirtilmişti..
Şimdi CD üzerinden karar alınmaya çalışılıyor..
Yetmedi, şimdi yeni bir tartışma daha çıktı..
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Mehmet Haberal’ı tahliye etmeyen hakimleri, 1.500 TL tazminata mahkûm etti!
Mahkûm olan hakimler, ceza davasına bakıyorlar..
Ama onların kararlarının “doğru mu, yanlış mı” olduğunu tesbit edip tazminata hükmedenler, hukuk dairesi üyeleri!
İlk bakıştaki bu çelişkinin devamında, başka “skandal yanlışlar” da var..
Ceza mahkemesinin kararı, hukuk mahkemesinde temyiz edilir mi?
Mümkün değil.
Yerel mahkemelerde görev paylaşımı olduğu gibi, Yargıtay’da da görev taksimi var.. Bir ihtisaslaşma var..
Ceza Daireleri - HukukDaireleri ayrımı olduğu gibi, bunların içinde de belli konulardaki davaların, belli dairelere gitmesi kuralı var..
Örneğin boşanma davaları 2. Hukuk Dairesi’ne gider. İcra takipleri ile ilgili şikâyetler 12. Hukuk Dairesi’ne gider.
Ceza Daireleri için görev paylaşımı da şöyle: Adam öldürme davaları 1. Ceza Dairesi’ne.. Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçları 9. Ceza Dairesi’ne.. Atatürk’e hakaret, sahte senet davaları 11. Ceza Dairesi’ne..
Bu görev paylaşımı önceden belirlenmiştir ve buna göre uygulama yapılmaktadır.
4.Hukuk Dairesi’nin verdiği son karar ile, ceza mahkemesi hakiminin kararı, Ceza Dairesi tarafından değil, Hukuk Dairesi tarafından değerlendirmeye alınmış oldu.
Yani bir anlamda, ceza hakiminin itirazı, hukuk hakimine yapıldı.
Ve hukuk hakimi tarafından, ceza hakiminin aldığı kararlar, Ceza Muhakemesi Kanunu’na ve Türk Ceza Kanunu’na aykırı görüldü.
Görüldü ki, tazminata hükmedildi..
Aslında Mehmet Haberal’ın tahliye edilmesi gerekiyorsa.. Buna rağmen hakimler onu tahliye etmiyorlarsa, bunun değerlendirileceği yer, ceza mahkemesinin vereceği nihai kararın akabinde, temyiz üzerine yapılacak incelemede 9.Ceza Dairesi’nin alacağı karara bağlıdır..
Yani, “tutuklama doğru mu, tahliye edilmesi gerekir mi, tahliye talebi reddedilirken yeterli gerekçe gösterilmiş mi” konularında uzman olan daire, esas davanın temyizini inceleyecek olan 9. Ceza Dairesi’dir.
Hatta, haksız tutuklama sebebi ile açılan tazminat davaları bile, hukuk mahkemelerinde değil, ceza mahkemelerinde görülür..
Ama Ergenekon, hukuk kurallarını altüst etti..
Etti ki, son olayda, ceza hakiminin kararının doğruluğu-yanlışlığı, 4. Hukuk Dairesi tarafından kararlaştırıldı..
Ceza hakiminin kararını, Ceza Dairesi inceleyip, yanlış demedi de, Hukuk Dairesi bu tesbiti yaptı..
Bir anlamda, Ceza hakimine emir verdi: “Tahliye etmeniz gerekir!”..
Bu yorumu ben yapmıyorum.. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu yapıyor: “Tahliye edin deniliyor” diyor..
Sadece hakimlere değil, dosyanın temyiz üzerine geleceği 9. Ceza Dairesi’ne de önceden hatırlatma yapılıyor: “Haberal, tahliye edilmeli. Ceza verilmemeli.”
Böyle bir şey mümkün mü?.. Tabii ki değil!..
Şimdi ne olacak?
Karar, HukukGenel Kurulu’na gidecek.
Eminim uzun tartışmalar yaşanacak..
***********************************************************************************************
Abdurrahim Karakoç - Vakit
2010-06-16
Can Osman ne yaptın sen?
Ben gerçekleri dile getirdiğinizi biliyorum..
Türk halkının yarısından fazlası da biliyor, aynen benim gibi..
Ne var ki sen arı kovanına çomak soktun Osman Can..
Ya da fincancı katırlarını ürküttün durduk/durmadık yerde.
Dünyanın tek doğru söyleyeni sen mi kaldın be birader?
Anayasa Mahkemesi’ni kendi yazlıkları, sazlıkları sananları büyük sıkıntılara düçar eyledin..
O sarfettiğin sözün tam tersini mesela Onursal Sabih söyleseydi de görseydik dağların seviyesini..
Amma sen fena çıktın aradan..
Marka gibi laflar attın Osman Can..
Ben hukukçu olmamama rağmen doğruları söylediğinizi anladım..
Ne yani???
Anayasa’ya rağmen yanlış karar verenler bir de taltif mi edilseydi?
Anayasa’ya aykırı Anayasa Mahkemesi kararları öpüp başımıza koyacağımız kutsallardan mı ki?
Amma bu gerçeği Doç. Dr. Osman Can söyledi ve kabul edilemez..
Baksanıza bilumum Anayasa Mahkemesi’nde görev yapmış eski-yeni her üyeden görüş alıyor kartel medyanın cazgırları..
Diyen yok:
Yahu İsrail hem gemide katliam yapıyor, hem ‘Soruşturma komisyonu’ kuruyor.. Tarafsızlardan olsun denince kendileri ve ağababaları, amcaları, teyzeleri homurduyorlar..
Benimki de tıpkı ona benzedi..
Sanki Türk basını hiçbirimizin malumu değil..
Konuşturuyorlar da konuşturuyorlar yandaşlarını, yoldaşlarını..
Sanki 367 ucubesini doğuran başkaları imişçesine..
Sanki, her meselede bir sürü Onursal Sabih haricinde kimseler konuşmamalı dercesine.
Peki ya “Minik kuş”un kıdemli babası Emin Çölaşan ne diyor buna?
Danıştay Başsavcısı iken yandaşlarından Alparslan Arslan’ın hangi sloganları atarak hakim katlettiğini uzak odalardan gören, duyan sayın Tansel Çölaşan ne der?
Diyeceğini dedi de Atatürkçü Düşünce Dernekleri Genel Başkanlığı’na terfi ettirdiler.. Doç. Dr. Osman Can fena çarptı arkadaşları..
İki generali isim vererek eleştirdiğinde 312 generale tazminat ödetilmesi çok mu adaletli karardı?.
Radikal gazetesinde yayınlanan bir ankete göre maalesef hukuka güvenenlerin miktarı % 5...
Ben okuyunca utandım..
Hukukun veya hukukçuların dostu/düşmanı olmaz mahkeme esnasında..
Adalet terazisini eline verdikleri gözü bağlı kadın figürüne mi benzetecekler bizi?
Yok öyle kapıp kaçmak..
Türk halkının gözleri açıldı, daha da açılacak..
Kışlalarda brifing yemiş yüksek rütbeli (ne kadar yüksekse) yargıçlarımız elbette muhayyilelerinin dışında kocaman bir dünya olduğunu görecekler...
Tarafgirlikleri, yandaşlıkları, yoldaşlıkları, mezhebi vasıfları ortaya çıkınca Atatürk’ün gölgesine saklanma numaraları sökmez artık..
Boşuna mı dönüp dönderip şu dörtlüğü yazıyorum?
Ölürsen de hak yedirme, hak yeme
Ak’a kara, karaya da ak deme
Adaletten ayrılırsa mahkeme
Bir hakime bir de kanuna tükür..
Bu şiirde bir yanlışlık var mı? Varsa söyleyin hemen.. Yoksa, bizim şiarımız da adalettir diyerek ezberlesinler..
Sevgili Osman Can, anketteki güvenilmezlerin dışındadır.. Türk halkı canı kadar seviyor kendisini..
Ne yazık ki kartel medyacılarına ve solun en boşu olan CHP’ye gönül verenler görseler de, bilseler de kabullenmek istememektedirler..
İnatları inat..
“Uçsa da dana” mantığından sıyrılamıyor gariplerim..
Hayır, uçarsa dana değil, kartaldır diyen yok.. Osman Can dediği için çanaklarındaki sütleri döküldü..
Dökülsün bize ne?
Hıyar ki hep çiçeği burnunda salatalık
Seğirtir kaşıkçılar ve sofra kalabalık
Balık suda yetişir, bu kayada yetişmiş
Boyarız itinayla ve deriz/Alabalık/..